AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Umuda Doğru Dans

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lukas Applegarth

avatar

Mesaj Sayısı : 53
Kan Durumu : Pür.

MesajKonu: Umuda Doğru Dans   Paz Şub. 12, 2012 6:51 pm


Umuda Doğru Dans


Manhattan, Johns Evi.
6.17 pm.

Işıklara bezenmiş New York şehrinin durmak bilmez heyecanını izledi sessizce. ‘Evet, kesinlikle gitmelisin.’ Camdan yansıyan duygusuz yüzüne baktı gayriihtiyarî. Ölmüş olduğu gerçeğiyle tanışmak istemeyen zavallı bir çocuk… Mutluluğun zorla sökülüp alınmış olduğu boş gözler… ‘Hem, sana da iyi gelecektir. Bundan kesinlikle eminim.’ Omuzlarına yüklenmiş olan büyük acının altından henüz kalkamamışken, bu saçma konuşmaya şahit olmaktan dolayı sıkıntısını belirten bir oflamayla arkasını döndü ve ona bakmadan elbiseleriyle uğraşmakta olan kıza baktı. Yalanlarına sarılmış olduğu bir senenin ardından, umutlarının anlamsızlaştığı ve acıyla alev almış ruhunun derinlerindeki büyük yaranın giderek genişlemekte olduğu gerçeğiyle yüzleşmeyi istememişti. Fakat, onların anısını canlı tutan bu kızın yüzüne her baktığında hissettiği ani sızıyla nereye kadar dayanabilirdi? Sırf ondan uzaklaşmak için her seçeneği gözden geçirebilirdi pekâlâ. Çocukluğunda hissettiği aşk ve sevginin kutsaması, zamanla bir lanete dönüşmüştü. Ruthen, kalbinde sahip olduğu yerin değerini hiçbir zaman anlayamamış o zavallı kız, şimdi her şey yolundaymış gibi yapıp gülümser ve her zamanki gibi aptal elbiseleriyle uğraşırken, gerçekten de kendini camdan aşağı atabilirdi. Gözlerini kapatıp derin bir nefesle göğsünü sıkıştıran öfkesini kontrol altına almaya çalıştı. Her şey yolundaydı, bu lanet şehre gelmesinin sonuçlarına katlanacak, belki biraz eğlenecekti. Olgun olmaktan uzak fakat acıyla dolu birine dönüşmekten nefret etmişti. Yaşadığı hayatın içinde bulunan her eski dosttan ve arkadaştan, kendinden ve lanet kaderden nefret etmişti. Nefret etmediği hiçbir şey yok gibiydi, uzaklaşması gerekiyordu. Kaçması, saklanması ve her şeyi unutana kadar içine kaçtığı gölgelerden dışarı çıkmaması… ‘Dediğim gibi, babam o çok pahalı kafanı kırmadan biraz dolaşmalısın. Kesinlikle…’ Dudaklarına yayılan hüzünlü gülümsemeye mani olamazken açık pencereden içeri dolan soğuk hava acımasız bir eda ile ince vücuduna vurdu. Yalanlarla kandırılmış olan diğerlerinin aksine, yalnız kaldığında duvarların ona fısıldadığı gerçekler karşısında kalbinin çevresine ördüğü duvarlardan geriye hiçbir şey kalmamıştı. İnsanları kırmaktan korkan ve hassas çocuk, karanlığın iştahı içinde solup yok olurken, duygusuz ve ruhu çalınmış boş bir beden gibi hissediyordu artık. Eskilerin ona hatırlattıklarından nefret etmesine rağmen hastalıklı bir biçimde onlara bağımlıydı. Hatıralarının kaybolmasından korkuyordu bir tarafı, diğer tarafı ise hastalıklı bir biçimde unutmak, ölmek ve toprağa karışmak istiyordu. Avaz avaz bağırmak isterken boş bir odada, kendini kalabalığın karşısında susar ve siyahlara bürünmüş bakışlarının matemini gidermeye çalışan diğer insanlara gülümser buluyordu. Her gün ve her dakika iliklerine işleyen sert ve keskin yalnızlığın acısıyla baş etmek o kadar zordu ki, zaman zaman pes ediyor ve eline aldığı gümüş bir bıçakla bedenini deşiyordu. Vücudunu kasıp kavuran kederden hoşlanıp hoşlanmadığını merak eder olmuştu artık. Acı çekmekten hoşlanan, zalimliğe alışmış, kadere aşık bir zavallı olmak… En büyük korkusu ve belki de en büyük arzusuydu bu. Alışmak ve boyun eğmek, tek çözüm, tek çıkar yol gibi görünürken, hala karanlık bir okyanusta dalgalarla savrulur kalmak istemiyordu. Ama istemsizliğinin korkutucu kahkahasını duyar gibiydi. Karanlık bir pelerine bürünmüş olandan korkmak zorundaydı adeta. Kapalı gözlerinin siyaha boğduğu dünyasında huzur bulmak istercesine bekledi, bekledi…

‘Ne diyorsun? Yapacak mısın?’ Ani sesle düştüğü korkunç dünyasından sıyrılıp gözlerini açarken derin bir nefes aldı. Ruthen’in umut dolu gözlerini tam karşısında bulduğunda kısa bir şaşkınlıkla geriledi. Bu kadar baskıya ve gevezeliğe karşı kafasında canlanan gitmek, koşarak kaçmak, çığlık atmak gibi düşünceler karşısında muzip bir gülümsemenin pençesine düşerken, Ruth’un sığ mantığı bunu bir onaylama olarak algılamış olacaktı ki sevinçle hoplayarak odanın kapısına koşarken, babasına sesleniyor, zaferini haykırıyordu. Hayır, böyle pembe ve neşeli bir hayatı bir daha tadamayacak olmasına rağmen, dışarıdan izleyen olmakta bir sakınca göremiyordu. Arada bir tanık olması ve hatırlaması gereken o nadide yaşamlardan biriydi işte. Hala yaşadığını ve insan olduğunu hatırlamasına yardımcı olan gerçekçi şeylerden biri… Elindeki bardağı yavaşça pencere pervazına koyduktan sonra derin bir nefes daha aldı nerede olduğunu hatırlamak istercesine. Gecenin kabullenişle ele geçirdiği şehrin gürültülü sokaklarından, insanlardan, anılardan, havadan, ışıktan uzaklaşabilirdi. Uzaklaşmalıydı. Unutmalıydı.

Brooklyn, Marguarite Dans Atölyesi.
8.02 pm.

Karanlığın ele geçirdiği şehrin sokaklarındaki insanları izlemişti yol boyunca. Şoförün ona inat en uzun yolu seçtiğini düşünmesine yetecek kadar uzun bir zaman geçmişti ayrılışının üzerinden. Zayıf bir ses hala içten içe isyan etse de ona, her zamanki gibi gülümsemiş ve bunun büyük bir adım olduğuna dair sözlerin her birine kafa sallamıştı. Güçlü ve bükülmez hissetmesinin sebebini merak ediyordu aslında. Kederine ait olan benliğini hiçbir şey kıramazdı ve var oluşunun temelindeki sevginin hatırası, sadece gülen bir çocuk gibiydi. Kulağına çalınan klasik müziğin hoş tınıları arasında uyumlu bir eda ile dans eden düşüncelerine yayılan rahatlamayla gergin kasları gevşedi. Deri koltuklara gömülürken, kemikli parmakları arasından sarkan sigarayı dudaklarına doğru kaldırdı yavaşça. Nadir de olsa kendine iyi geldiğini düşündüğü ölümü ciğerlerine çekti. Kapalı göz kapaklarının üzerinde dans eden şehrin solgun ışıkları yavaşça solarken biçimli dudaklarından dışarı taşan dumanın kıvrımlarını izledi kısık bakışlarıyla. Zarif bir gülümsemeyle ödüllendirirken yüzünü, belki de olması gerekenin bu olduğuna inanabileceğinin farkına vardı. Yalnızlığın onu değiştirmesine, onu farklı kılmasına izin vermiş, beklediği kadar güçlü olamamışken onu hançerleyen kaderin bir başka oyunu olduğuna kolayca inanabilirdi belki de. Ölüm, hastalık, yalnızlık, acı… Zamanın içinde onu kukla yapan küçük oyunlar idi hepsi. Kaçmanın en kolay yolu, teslim olmaktı. Bitmeyen ve ara verilmeyen sıkıcı bir tiyatro oyunundaki kukla olmaktan sıkılmış Luk, yaratıcısına ve onun elindeki oyuncak olmaya inanabilir, bunu bir kölelik olarak görmek yerine boyun eğebilirdi. Gülümsemesi yavaşça soldu. Bunu yaparsa, kendinde var olduğunu düşündüğü ruhu ve düşünceyi var olduğuna bile inanmadığı yalanlara teslim edecekti, hayır. Kabullenemeyeceği tek şey, buydu. Ölümden korkan aciz bir köle… Aralık camdan dışarı fırlattı izmaritini. Bıkkınlıkla sarsılmış huzuru, arabanın yavaşlamasıyla yarıda kesilmişti. Ve işte, yine kaybediyordu bir savaşı daha. Kaçmaya ya da savaşmaya inanmasa da, her ikisinin ortasında kalmanın acısını çekmek zorunda kalmaktan sıkılmıştı. Şoförün kapıyı açmasını beklemeden kendini hızla dışarı attı ve soğuk havayı vücuduyla karşıladı. ‘Teşekkürler, Ed. Bir saat sonra seninle buluşuruz.’ Adam, şapkasını çıkarıp selam verdikten sonra saygılı bir eda ile arabanın açık kapısını kapattı ve ön tarafa doğru ilerledi. Lukas Applegarth, genç varis, altından kalkamayacağı büyüklükte bir sorumluluk altında kalan zavallı çocuk… Gazetelere böyle yansımıştı o. Yine de, onun hakkında yapılacak bir sonraki haber, bütün medyayı dumura uğratacaktı, kendine buna dair söz vermişti. Applegarth ailesinin onuru umurunda bile değilken, zavallıymış gibi gösterilen annesi ve babasının adını yüceltecekti. Kendine verdiği tek ve en değerli söz buydu. Onu hayata bağlayan tek şey… Ardından, hayatının hiçbir değeri kalmayacaktı, ve ölecekti sessizce. Gülümsedi, ışık değildi arzusu, ölüme giden yolda, önüne kırmızı bir halı sermekti.

Bakışları tek katlı binanın üzerindeki mütevazı tabela üzerinde dolaştı. Marguarite Dans Atölyesi… İyi bir fikir olduğundan emin değildi hala. Yine de, annesinin en çok sevdiği şey idi dans, belki küçüklüğünden beri aldığı dersleri hatırlayabilirdi yine. Yavaşça kapıya yönelirken eliyle saçlarını havalandırdı ve yüzüne kibar bir gülümseme oturttu. Dans hocasının saygın bir ünü olduğunu duymuştu, Applegarth’ın varisi de saygılı bir genç idi. Gülümsedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Adelphe Ida Rigola

avatar

Mesaj Sayısı : 495
Kan Durumu : Safkan.
Rp Partneri : Jaiden.

MesajKonu: Geri: Umuda Doğru Dans   Çarş. Şub. 15, 2012 9:52 pm

    Aynanın karşısında kendisini inceleyen cadı, ellerini lacivert, belden itibaren çok hafif kabaran elbisesinin beline koydu. Elbisesinin alt ve üst kısmını belinin hizasındaki iki koyu gri renkte ince çizgi ayırıyordu. Tango için tutkunun rengi olan kırmızı seçilse de, farklılığı severdi cadı. Hem profesyonel olarak sahne almayacaktı, basit bir dersti yalnızca gideceği. Çocukluğundan beri birkaç dansı yapmıştı; salsa, bale, ritmik jimnastik... Çabucak sıkılan biri olduğundan içlerinden hiçbirini uzun süre devam ettirmese de en çok salsayı sevmişti. Tangoyu hep denemek istemiş ancak bir türlü fırsat bulamamıştı. Bugün bu isteğini yerine getirecek olmanın hazzıyla gülümseyerek amcasının eşinin yaptığı dağınık ancak sıkı topuzuna baktı. Saç konusunda inanılmaz bir takıntısı ve şekillendirme yeteneği olan kadının saçlarını salık bırakmasına izin vermeyişine bozulsa da sonuçtan memnundu. Bu kadının elleri cidden sihirli dedikleri türdendi, bir cadı için bile. Rimelini kirpiklerine düzgünce çektikten sonra koyu renk göz farını göz kapaklarına yayıp kırmızı rujuyla tamamladı manyajını. "Zaten harika görünüyorsun ve gençsin, Ida. Neden makyaj yapıyorsun ki?" Kendisini hayranlıkla inceleyen küçük kıza baktı. Amcasının tek çocuğuydu bu kız. Beyaz teni, koyu sarı saçları ve oldukça koyu mavi gözleriyle inanılmaz güzel bir çocuktu. Adelphe için hazırlanmış olan yüksek yatağın üzerine oturmuş, ayaklarını sallıyordu. Cadının da kendini incelemesinden dolayı utanmış olacak ki yerinde hafifçe kıpırdanıp kendi cümlelerini açıkladı: "Annem genç bir kızın makyaj yapmasına gerek olmadığını söyledi bana." Genç yılanın yüzünde beğenilmenin getirdiği yoğun hissiyatla şefkat dolu bir gülümseme açarken kıza hitap etti: "Sadece biraz destek alıyorum Agatha." Küçük kıza yaklaşıp yanına oturup bir sır verir gibi fısıldayarak konuştu: "Yarın sabah beraber dans ederiz, olur mu?" Agatha'nın yüzündeki mahmur ifadenin sevince dönüşmesini izlerken işaret parmağını dudaklarına götürdü ve makyaj konusunun kapandığına sevindi. Yengesi kızının yetişmesi konusunda da oldukça takıntılıydı çünkü. Küçük kız da onu taklit ederken gözlerinde hayranlık ve sevgi karışımı bir duyguyla bakıyordu Adelphe'e. Kıza son kez gülümseyip ayakkabılarını giymek üzere kalktı.

    *
    Gitmeye hazır olduğunda Agatha ile beraber ona ayrılan misafir odasından çıkıp amcasının evinin alt katındaki salona gitti. Diğer aile bireyleri şömine başında sohbet ediyorlardı. Adelphe ve ailesi eğlenmeye düşkün bir aile olarak hep gezer, kimi zaman akrabaları ziyaret bahanesiyle dolaşırlardı. Şimdi ise hiç uyumayan şehirde ilk gününü geçiriyordu. Onun dansa olan hevesinden haberdar olan amcası, onun için oldukça tanınmış ve kaliteli bir yerde ders ayarlamıştı. Burayı seviyordu. Diğer akrabalarından nefret etmesine rağmen amcası Eduard'ı ve ailesini severdi. Kimi zaman babasının o olmasını diliyordu hatta. Kendi anne ve babası gibi takıntılı ve sahte değil, anlayışlı ve içtendi. Kısa bir süre için orada duraklayan cadı, yanlarına gidip neşeli bir ses tonuyla hazır olduğunu söyledi. Anne ve babası -onun için özel ve ona sormadan aldıkları tango elbisesini giymemiş olduğundan olacak- hoşnutsuz olduklarını belli eden sahte gülümseyişlerini takınıp kıza sahte iltifatlarını sunduktan sonra amcası içten bir şekilde övdü Adelphe'i. Ebeveynlerinin sözlerini umursamayı reddederek içten bir şekilde teşekkürleri etti amcasına. Eduard, kendisine arabaya kadar eşlik edip genç kızı şoförüne emanet ettiğini söyledikten sonra güldü ve iyi eğlenceler diledi. Kız, adamın mütevaziliğine minnettar olarak içtenlikle teşekkür edip arabanın arka koltuğunda yerini aldı.

    *
    Kısa süren yolculuktan sonra duran aracın şoförü dışarıya çıkıp kızın kapısını açtıktan sonra arabadan indi genç yılan. Birkaç adım attıktan sonra başını çevirip teşekkür etmeyi akıl edebildi. Normalde yapmayacağı bir şeydi bu ama Eduard amcasının evinde misafir olduğu zamanlar oldukça iyi bir kız oluverirdi, şey, en azından kendi çapında. Başını çevirmeden önce de çevresine bakmayı akıl edemediğinden birisine çarptı. Alışkanlık gereği "Pardon." diye mırıldandıktan sonra çocuğa çevirdi bakışlarını kısa bir an için. Oldukça tanıdık geldiğinden kaşlarını çattı ancak çıkaramamıştı. Çevresindeki insanlara hiçbir zaman dikkat etmediğinden, bu gayet olasıydı ancak burada tanıdığı birini görmeyi beklemediğinden sadece birine benzettiğini düşünüp doğru düzgün bakmadığı çocuğu gerisinde bırakarak Marguarite Dans Atölyesi'ne girmek üzere kapıya yöneldi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Umuda Doğru Dans
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: New York-
Buraya geçin: