AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 pastaya kim osurdu?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Valentine Marquesa
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 137
Kan Durumu : safkan
Rp Partneri : mc yaralı repçi mecüc

MesajKonu: pastaya kim osurdu?   Salı Haz. 26, 2012 8:15 pm



#sezon 2 kurgu 4

Öncelikle pastaya kimse osurmadı. Sonralıkla, Valentine, en kanka kankisi MC Yaralı Rapçi Mecüc mahlaslı Dimitri'ye sürpriz doğum günü partisi düzenler. Bütün Hufflepuff üyeleri davetlidir! Zamanlama olarak okullar açılmadan önceki yaz -yani beşinci sınıfların beşinci sınıfa geçtiği yaz-, tarih 26 Haziran. Valentine Dimitri'ye "gel knk doğum günüsünde erkek erkeğe içelim ve rap yapıp dünyayı sallayalım" demiş. Sonra Sponge Pub'a gelmişler. Oradaki pasta aslında karton gibi bir şey işte herkes onun içinden çıkacak bir anda. Sonrası rplerde belli olur zaten. İşte öyle. Fikri olanlar rplerinde yazabilirler!










_________________

    valentine marquesa & carmen banderas & nicolai voslov & paolo moretti & amelie rush
mc belalı rapçi yecüc der ki:
 

slm:
 

dimitri kankimle verdiğimiz partide.................:
 

dimitri kankimle verdiğimiz partide.................#2:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vålkyrie Sileas
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 281
Kan Durumu : bulanık.

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Çarş. Haz. 27, 2012 3:45 pm

    Bir renk cümbüşünün tam ortasında, fosforlu kaydıraklardan kayarken kendisini gök kuşağı pastasının tümünü yemiş gibi hissediyordu. Hazmedemediği bir yemek gibi midesinde takılı kalan korkunun sebebi yerden fazla yüksekte olmasıydı yüksek ihtimalle. Kaydırağın sonuna geldiğinde gözlerini sıkıca yumdu ve koyu karanlığın içine gömülürken kendini yere çakılmaya hazırladı. Fakat kemiklerinin kırılma sesini duymadı, onun yerine kanatlarının havayı döverken çıkarttığı ses ve kendi karşı konulmaz gücünün sebep verdiği hava akımı tarafından kucaklandı. Yere konduğunda saatlerdir kaşınmakta olan ensesine götürdü elini fakat kaşıyamadı, tırnakları yoktu çünkü. Nerede olduklarını düşünmek yerine bir aslan ve üç küçük domuzun bulunduğu tarafa doğru paytak adımlarla ilerledi. Kendisini fazlasıyla kısa hissediyordu, kısa değildi. Öyle miydi?

    "Çak bakalım bir kanat!"

    Aslan konuşuyor diye bağırabilirdi ama iç sesi bunu neden yadırgadığını azarlar bir ses tonu ile sorduğu için kendini utanmış hissetti. Rabia diyorsa, aslanlar konuşabilirdi. Tanrı'nın gücü buna da yeterdi nasıl olsa... Elini kaldırdı ve aslanın uzattığı patiye doğru süratle uzattı ama onunla zafer belirten bir şekilde buluşamadan kendindeki sorunu anlamıştı. Onun güzel minik elinin yerinde siyah ıslak ve garip şekilli bir kanat vardı! Minik kafası fazlasıyla ufalmış bedenine bakarken bir çığlık boğazında düğümlü kaldı. Ünikor kostümü içine girmiş, uçabilen bir penguendi artık o!

    Sonra da uyandı.

    "Bu gün Dimitri'nin doğum günü." dedi umursamazca kahvaltı tabağında kalan kırıntıları çatalına takmaya çalışan şişko annesine. Kadının o da kim diye soran bakışlarını görmezden geldi ve gün içinde ne kadar eğleneceklerini en ufak bir abartı dahi olmadan anlattı. "Kutlamaya davetliyim." dedi koltukları kabararak. Elbette tüm binanın davetli olduğu ayrıntısını gizledi. Annesi kesin bir dille umrunda olmadığını belirtirken ağzından saçılan tükürüklerden biri Valkyire'nin mükemmel parlak kutsal harika taranmış güzel saçını sıyırdı geçti. Kadından iğeniyordu genç kız. Vakti zamanında bu popoyu kaldırıp bale yaptığına inanmakta güçlük çekiyordu.

    Odasına çıktı ve dolabının kapağını açtı, pembe bezlerle örtülmüş kutuyu çıkardı. Pembe ona Dimitri'yi hatırlatıyordu. Bu yüzden o bezleri de hediye paketinin içine koyması gerektiğine karar verdi. Bu sırada elleri haylazca beyninin komutlarına karşı gelip kutuyu açtı ve içindeki muhteşem şaheseri gün ışığına çıkardı. LILJANA'NIN SURATININ İŞLENDİĞİ YASTIK KILIFI. Dudakları ve düğme gözleri dışında, kızın aynısı olmuştu, hatta Doritos görse kendini aynaya bakıyor sanırdı. Kesin! O kadar mükemmel işlemişti ki Valk her ayrıntı kendini belli ediyordu. Ay çok yetenekliyim diye düşündü içinde uysalca uyuklayan ev hanımı Rabia. Gözleri yaşardı, Valkyrie halindeyken bile mucizeler yaratıyordu. Kendisinin var olmasına izin verdiği için Tanrı'ya şükredecekti biraz daha uyukladıktan sonra. Yine de Valk Rabia gibi uykucu olmadığından kılıfı aldı ve dün aldığı silikon yastığın üstüne geçirmekle uğraştı. Silikon yastığı tercih etmişti çünkü onlar diğerlerine nazaran kuşkusuz daha ucuzdu.

    Sonra giyindi ve kapıdan çıktı, elinde salladığı poşetin içinde duran mükemmel hediyesiyle birlikte Sponge Pub'a doğru bir yolculuğa çıktı. Kafasının içinde üç kelime dönüp dönüp duruyor hatta trambolinlerde hopluyordu. Dimitri buna bayılacak.

:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Boris Dykhovichny
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 70
Kan Durumu : dikovihni
Rp Partneri : gey diyor

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Çarş. Haz. 27, 2012 8:02 pm

    Hafta sonu tatili hafta sonundan evel geldiğinde çok daha neşeli, terlemediğim zamanlarda mutluyum. Boris'in şu dünyada düşüncelerini yönlendiren üç şey vardı. Tembellik, hava şartları ve Enci. Bu gün muhteşem kıvrımlara sahip kendi kendini adeta boğarak öldürmüş olan beyin hücreleri, kavurucu sıcaklardan o kadar şikayet etmişti ki, büyük aşkı papatya suratlı, vişneli turta kokulu, süper gülümsemeli, seksi dekolteli sevgilisini düşünmeye fırsatı olmamıştı. Hatta o kadar meşguldü ki, kızın sevgilisi olmadığı gerçeğinin üstüne bile kafa yoramamıştı genç adam. Elbette bu eksikliği kısa sürede gidermesini sağlayan Tanrısal bir işaret ayaklarının dibine doğru uçana kadar sürdü bu. Parçalara ayrılmış bir papatya tacının iki üç çiçeğinden henüz kopmamış olan iskeleti. Sinirle bir tekme attı fakat sadece bir adım ilerisine iteleyebildi nesneyi. Üzülüyordu, şahit şu papatya taçları olmasaydı yüksek ihtimalle Enci onu asla eşcinsel sanmayacaktı. Hal bu ki onun tek yapmaya çalıştığı şey annesinin öğrettiği gibi nazik bir genç olarak kızı etkilemekti. Senin yüzünden geceleri ağlıyom anne. Nasıl bir ana çocuğunun ömrünün sonuna kadar mutsuz olmasına bu şekilde katkı sağlardı? Peki ya hangi oğul annesinden papatya tacı yapımını öğrenmek isterdi ki? Hatta onu geçtim, hangi insan evladı bir kızı bu bilgisini kullanarak tavramaya çalışırdı? Sadece Boris, çünkü sadece Boris bu kadar aptal olabilirdi.

    Susamıştı. Enci onu eşcinsel kankası olarak görüyordu. Az önce almış olduğu ve eridiği için yiyemediği dondurmanın damladığı parmakları yapış yapıştı. Boris sevmezdi yapış yapış olmayı, pis bir çocuk değildi çünkü. Neyse, sonuç olarak hayatı berbattı. Daha kötüsü olamaz diye düşünürken ellerindeki bir eksiği fark etti. Az öncesine kadar elinde tuttuğunu varsaydığı, evden aldığı bir market poşetinin içine serpiştirdiği, böylece daha kabarık duracaktı paketin içi, üç beş şekerleme ile içi doldurulmuş hediye paketini özenle yerleştirdiği karton çanta, olması gereken yerde değildi. Annesi çok eleştirmişti oğlunu böylesine utanç verici bir şekilde gidiyor diye fakat kadın yüksek ihtimalle Boris'den daha da aptal olduğu için düşünememişti. Önemli olan doğum günü çocuğunun eline bir şeyler tutuşturmaktı. Çünkü kimse ama hiç kimse hediyeleri başkasının önünde açmazdı. Bu sayede hayal kırıklığı da, hediyenin rezilliği de halka mal olmamış olurdu. En azından Boris böyle olacağını sanıyordu. YİNE DE, annesi eli boş gitmesindense o hediyeyi götürmesini dahi tercih edebilirdi. Bu genç Boris'in emin olduğu tek noktaydı.

    Utanç içinde partinin yapılacağı noktaya doğru ilerlerken stres saçlarını ucuz bir jöle gibi sert ve diken diken yapmıştı resmen. Herkes hediyeleri uzatırken Boris ne yapacaktı, bir an için papatyadan taç yapmayı düşündü. Fakat sonra işleri daha çok bok edeceğini anladı. Gey sanılmak bir yana, Dimitri'ye aşık sanılan bir gey olsaydı? Veya veya, Enci Dimitri'ye Boris'i överek bir iyilik yapmaya çalışsa... Veya veya Dimitri de gey çıksa?! Korkunç bir korku filminin senaryosunu okuyor gibiydi beyni şu saniyelerde. En azından Dimitri gey değildi. Doritos'u seviyor olmasaydı, Boris ağlardı hemen burada. Çünkü korku filimlerini de sevmezdi pis olmayı sevmediği gibi. Sponge Pub'ın önüne geldiğinde umutsuzdu artık, şimdi adı binasında hem gey hem de arzız Boris'e çıkacaktı. Boris'i çağırmayın doğum gününüze nasihati nesilden nesile dolanacaktı dillerde, hediye getirmez o size.

    Ama şans ilk defa ona göz kırpmıştı işte. Kapının önünde cansız duran, gayet doğal gerçi, taşı hala temiz olan eliyle kaptığı gibi güneşe tuttu. Bu sayede taşın ucundaki kırık daha da belirginleşti. Zafer dansı yapmak istiyordu. Kendisini aklayacaktı, insanlar onu doğum günlerine yine çağıracaktı. Pastalardan mahrum kalması gerekmeyecekti çünkü o da diğer herkes gibi hediye götürebilen bir çocuk olacaktı! Kafasının içinde kusursuz doğum günü hediyesi konuşmasını yazarken kendisiyle gurur duymadan edemedi. Öncelikle öksürecekti, sonra sevgili dostum dimitri sana cadının pamuk prensese verdiği elmanın fosilini sunuyorum diyecekti muhteşem karizmatik bir ses tonuyla. Hatta bak ısırık izi diye gösterecekti taşın ucundaki kırığı işaret ederek. Kendisini açıklayacaktı sonra hafif utanç içinde evet biraz yamuk yumuk olmuş ama bu onu daha değerli kılmıyor mu? Evel ve katta kalbur zamanları aşıp bize ulaşmış bir elma bu ve ben bunu sana layik görecek kadar iyi bir arkadaş olarak görüyorum seni diyecekti. Çünkü o kadar zekiydi ki partinin kapısında resmen bir taştan ilham alarak destan yazabilmişti. Bu yeteneğini Enci üstünde kullanırsa kız kesin tav olurdu.

    Ben süper roman yazıyorum sana olan aşkım bir zebranın çizgileri kadar yoğun, gelecek eserimde de bundan bahsedeceğim Enci. Oğlum Boris çok süpersin ha!

::::::
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Julian Granville
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 198
Kan Durumu : Melez
Rp Partneri : Sünger Bob
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Çarş. Haz. 27, 2012 9:21 pm



    24 Haziran
    “Cornflex! Buraya gel seni aptal baykuş. Hayır hayır! Rain’in odasının penceresi olmaz! BURAYA GEL DEDİM BOK BEYİNLİ!” Bahçede oturduğu sandalyeden kalktığı gibi evin içine daldı Julian. Aptal baykuşunun yine kuzeniyle odalarını karıştırması onun ölüm fermanıydı. Eve girdiğinde annesinin bağrışlarını duyabiliyordu. Çünkü girerken sinekliği kapatmamıştı! Şimdi eve bir sürü sivrisinek dolacak ve geceleri sinsice ev sakinlerinin kanlarını emecekti. Uçabilen küçük vampirler! Üstelik güneşten de etkilenmiyorlar. Aklında dolaşan sivrisinekli korku hikâyeleri yüzünden bir basamağa serçe parmağını çarpınca endişesi ikiye katlandı. Rain Valentine’in mektubunu okursa bu acının kırk beş milyar yedi yüz altmış üç milyon dokuz yüz elli sekiz bin altı yüz doksan beş katı daha büyük bir acıya katlanması gerekirdi: Rain’in cırtlak sesine. Hiç durmadan merdivenleri geçti ve Rain’in odasına adeta bir tecavüzcünün sekse duyduğu arzuyu bastırmak için daha fazla bekleyememesinden oluşan hırsıyla daldı. Kız elinde nutella kavanozuyla yatağında oturmuş bilgisayarın başında biriyle konuşuyordu. Bir iki saniyelik sessizliğin ardından zeki Julian gülümseyerek Rain’e yaklaştı. Kız ne olduğunu anlamaya çalışıyordu elbette.

    “Mal mısın olm? Nova ve Evan’la konuşuyorum lan. Defol git valla amcama söylerim!”
    “Ehe, selam söyle onlara. Ben Cornflex’i alıp gidiyorum, yine yanlış pencereye geldi aptal kuş.”
    “En son benim pencereme geldiğinde senin benim için hazırladığın bir komployla ilgili mektup taşıyordu Cornflex’ciğim. Ben alayım.”

    Allam şimdi öldüm. Şimdi beni pencereden aşağıya sallandıracak. Düşün olm, düşün. Julian Rain’in yataktan kalkmasını izlerken donmuş bedeni ve çalışmayan aklıyla mal gibi duruyordu. Kız penceresini açtığında bağırarak “BABAM AMCAMDAN BİR HABER GELDİĞİNİ SÖYLEDİ KUZEN! AŞAĞIDA, GİT KONUŞ. KOŞ!” dedi. Rain pencereyi bırakıp jet hızıyla Julian’ın yanından geçerken genç ve yakışıklı olduğu kadar zeki olan büyücü de pencere pervazında bekleyen baykuşu aldı. Valentine kankisinden gelen mektubu hayvanın bacağından çıkarıp kafasına parmağıyla vurup kuşu serbest bıraktı. Mektubu açtığında parti yerini öğrendi: SPONGE PUB!

    26 Haziran
    Rain’den sır gibi sakladığı partiye gitmek için yola koyulduğunda -bu arada yola koyulmak derken uçuç tozuyla Sponge Pub’a gitmekten bahsediyorum- kıza Londra’daki en sevdiği mağazaya yeni Bob tişörtleri geldiği bahanesini uydurmuştu. Çünkü sevgili kuzeni onun ne yaptığını, nereye gittiğini, nasıl sıçtığını ve seks yaparken nasıl bir ses çıkardığını dahi bilmek isteyen biriydi. Neyse ki bu numarayı kolay yutmuştu. Şömineden çıkıp barı incelerken böyle düşünüyordu. Çok kolay oldu lan. İşşşallah bi’ boklar çevirmiyordur bu kız. Elindeki doğum günü hediyesini diğer paketlerin yanına iliştirirken negzel bir armağan olduğunu düşündü. Dimitri her giydiğinde Julian’ı hatırlayacaktı. Aslında mağazada gözüne çarpan ilk boxerı almayı düşünmüştü. * Fakat bunun bir fazla gayce olduğuna karar verdi. Kankisi onu yanlış anlardı, bu yüzden o parçayı kendine aldı. Rain odasını karıştırırken bulsun diye de göz önüne koyacaktı ki kuzeni, onun eve neden kız atmadığına bir açıklama getirsin kendince. Aslında sonra boxerı çok sevip giymeye karar vermişti, hatta şu an giyiyordu ama olsun. Neyse ki Dimitri’ye de yine en az kendisininki kadar kuul ve minnoi bir boxer almıştı. * Böylece iki kanki Bob'larıyla harika olacaklardı. Sapsarı paketlenmiş kare kutuyu görünür bir yere koyduktan sonra mükemmel pasta süprizi için gereken hazırlıklara katıldı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Verona Moretti
Hufflepuff VI. Sınıf
Hufflepuff VI. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 876
Rp Partneri : marty mcfly

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Cuma Haz. 29, 2012 10:48 am

Godoş Dimitri’nin godoş doğum günü partisi için poposundan ter damlatan Verona, menopozlu karılar gibi sesler çıkararak Sponge Pub’daki taburelerden birine çöktü ve ayaklarını başka bir sandalyeye uzatarak elleriyle kendini yelpazeledi. Kesin menopoza girmişti, yakında bıyıkları da çıkardı ve Dimitri kendisiyle Rabia arasındaki farkı anlayamaz hâle gelirdi. Bu da onu pratikte Dimitri’nin imam nikâhlı karılarından biri hâline getiriyordu OOOĞĞĞĞ YOOOOOOOOOOOOOĞ!. Zaten artık menopoza girdiğinden ona o kadar çok sıcak basacaktı, o kadar çok trip yapacaktı ki Dimitri ona ne kadar ilgi gösterirse göstersin, ne kadar beyaz eşya yenilerse yenilesin Verona her zaman ilgisizlikten şikâyet ederek evi terk edecekti. Mutlu son.

Mülk sahibi olmak konusunda neredeyse Sezgin Tekkalmış kadar azimli olduğu söylenebilecek ama aslında Monopoly oynar gibi İstanbul'daki her yeri satın almakta olan Sezgin Tekkalmış’ın yanına bile yaklaşamayacak Marquesa ailesinin yüzlerce yazlığından birine postalamış oldukları Valentine ve Dimitri, deniz kıyısı gibi bir yere gitmiş totolarını büyütüyorlardı. Hâliyle parti hazırlıklarını yapmak cefakâr, vefakâr, fedakâr, aziz, sıddık, kakamel, şokoban grup hepsi üyelerine ve en az grup hepsi üyeleri kadar fikibok olan Rain’e düşmüştü. Hufflepuff öğrencilerinin favori mekânı olan Sponge Pub’ın süngerimsi duvarlarından birine Dimitri’nin kafasını asmaya çalışmışlardı ancak maketin yüzündeki Chancellor kabızına yakalanmış ifadeden olsa gerek, mekân sahibi çığlıklar atarak pubın duvarlarına insan kafası asamayacaklarını söyledikten sonra asasının küçük bir hareketiyle Verona’nın yapmak için o kadar uğraştığı kafayı havaya fırlattı ve kafa, o sırada kapıdan içeri girmekte olan Julian’ın avuçları arasına düştü. Verona, oldukça gerçekçi bir kesilmiş Dimitri kafasına Julian’ın nasıl tepki verdiğini göremedi çünkü o sırada Valentine’in ağzından duymaya alıştıkları şekilde karı gibi çığlık atmakla meşguldü. Son derece karizmatik biri tarafından sürüldüğünü her hâlinden belli olan bir tır, Sponge Pub’ın ön cephesinden her şeyi kırıp dökerek içeri dalmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Abdurrahman Kızkaçıran
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Kan Durumu : biz çayımızı kanla demler bıçakla karıştırırız gardaş.
Rp Partneri : jale de jale of ne jale.

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Cuma Haz. 29, 2012 12:57 pm

    Yine akşam saatlerinde otuz altı kardeşinden on tanesini mendil satmaya yollayaraktan kazandığı paralarla aldığı laptop ile bombabomba.com'da geziyordu, hatta kalan parayla aldığı webcami de açmıştı ve bununla kalmayarak güneş gözlüğünü de hemen geçirivermişti. Mendil satma işinde gerçekten çok para vardı, tabii aptal Tutti en az parayı getirmiş kişi olmuştu! Bunun için yediği dayak bir yana kızı aynı zamanda mouse olarak kullanmayı planlıyordu ki chat sayfasında ona sorular yazan 90-60-90 kıza odaklanıverdi.
    "Yaşın?"
    "Yirmi bir!"
    "Yerin yurdun nerelisin?"
    "Bekarım!"
    "Tam bana göresin!"
    Abdurrahman Kızkaçıran, yine tam kendisine göre kaçırılacak başka bir kız bulduğu için seviniyordu ki-"Abdurrahman Abeeeğ!" diye bir sesle rüyasından uyanıverdi. Babası yepisyeni laptopını görmesin diye öküzlerinin durduğu ahırda uyuyakalmıştı. Onu uyandıran meymenetsiz surat tabii ki Tutti Frutti'ye aitti. Üç yaşından beri şarkı besteleyen biri olarak oğlan hemen bacısına geçen seneki doğum günü için besteledeği ve daha sonra Alamancı gavurun ondan çaldığı "ALLAH BELANI VERSİİİİN, ALLAH SENİ KAHRETSİİN!" şarkısını söylemeye hazırlanıyordu ki kızın parmağıyla gösterdiği yere doğru bakmayı akıl etti. Bir baykuş! Ağrı dağın eteğinde uçan bir baykuş mu olurdu la hiç, Ağrı dağın eteğinde olsa olsa uçan güvercin olurdu! Hey yareppim. Bir de ayağında parşömen neyin gibin bir şey bağlamışlardı, kaçıncı yüzyılda yaşıyorlardı? İçindeki yazıda Valentine kardeşi Sponge Pub'daki süpürüz doğum günü partisinden bahsediyordu. Ohoo, oraya gitmek günlerini alırdı. "Gız, git kıyafet yiyecek neyin hazırla! Yola çıkıyoz!"

    Kendi kafasına "Uzun inceee bir yoldayııım..." şarkısına camdan dışarı bakarak acıklı klip çekmekte olan Abdurrahman, Tutti'nin yemek hazırlama anlayışının pizza almak olduğuna hayla inanamıyordu! Lahmacun gibi güzel, yerli malı yurdun malı bir lezzet varken böyle peperonniymiş mozerellaymış onların neyineydi! En azından hediye işini ona bırakmayarak zekilik etmişti. Dimitri kardeşini de çok severdi, mahallenin delikanlılarındandı o da. Ammavelakin tam anlamıyla kalıbının erkeği de değildi! Lakabını duyunca içinden sürekli tövbe çekiyordu Abdurrahman. Bu nedenle hediyesi de çok kutsal bir görev teşkil ediyordu şuanda. Ona çogzel dinli imanlı bir set hazırlamıştı. İçinde secde, tespih, takke ve bilimum namaz dualarını içeren bir kitap bulunduran bu set ile birlikte bombabomba.com üyeliği de hediye ediyordu. Bu kıyağı da öyle herkese geçmezdi. Gidecekleri yere yaklaştıklarını fark edince muhtarın üçüncü karısından doğan ilki oğlu olan tır şoförü Seyfullah abisinden direksiyona iki dakikalığına geçebilmek için adeta yalvardı. Şimdi Fransız leydisi Jale de Kabahat onu içerde bekliyor olacaktı! Çok delikanlı abisi ona izin verince hemen direksiyona geçiverdi. "Hey anam tekerim fır dönüyor! Hey anam bak kızlar bakıyor! Çekilin yoldan bir bela geliyor!" diye şarkı söylerek bir sağa bir sola direksiyon kırarak Sponge Pub'ın önüne havalıca park edecekti şimdi, de Kabahatlerin kızı da hemen arkadan "Bas gaza aşkım bas gaza, kim tutar seni bas gaza! Yollar senin hiç durma, hadi uçur beni burdan!" diye gaz vererek bir kız kaçırma operasyonunu daha başarıyla bitirmesini sağlayacaktı! Mükemmel planını uygulamak için gaza basıyordu ki içeride Jale'sini görüverdi, nasıl da güzeldi! Hemen ona doğru gidebilmek amacıyla direksiyonu o tarafa kırınca kapıdan içeri giriverdi! Yani tırla! Aha şimdi başı dertteydi...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nuné Chazian
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 39
Kan Durumu : melez

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Cuma Haz. 29, 2012 1:47 pm

    Nuné genellikle çok üzülüyordu. Babası ölüp onu üvey annesi ve iki şeytan üvey kız kardeşi ile bırakmıştı sanki onu. Hatta öyle bir ruh halindeydi ki sözde ailesi onu hizmetçi olarak kullanıyordu gibi hissediyordu ama o Cinderella kadar şanslı olmadığı için peri annesi olamıyordu... Asasını da ev içinde sadece üstüne bez geçirip süpürgenin ulaşamayacağı yerleri temizlemesi için kullanmasına göz yumuyordu olmayan üvey annesi. Kafasını salladı, ay iyi ki böyle bir şey yoktu. Olsaydı daha çok üzülürdü çünkü. Hayatının başarısızlıklardan ibaret oluşu bu senaryonun yanında o kadar da kötü değildi amma ve lakin hem çok muhteşem Hafılkenks kenksleri kadar komik değildi, hem de annesi bile, üvey değil gerçek anne üvey anne şakaydı, adını Nun diye okuyordu. Yani insanlar oradaki uzatmalı e'yi göremiyor muydu cidden? Tüm bu sebepler sebebiyle ara sıra bazı bazı gözleri doluyordu, minik minik damlalar böyle kocaman ağzına kadar iniyordu. Ama bu gün üzülmeyecekti çünkü önemli olan oyun oynamaktı! Kendini sıkmayıp eğlenmeye bakacaktı. Ona çok güzel haberler getiren baykuşu kış kışladı ve şarkı söyleyerek aşağıya indi. Binasından en favori kenkslerinden biri olan Dimitri kenksinin doğum günü çok yaklaşmıştı ve şarkılarıyla Nuné'yi mest eden mc belalı yecüc'ün çok güzel bir planı olduğunu bilmek Nuné'ye mutluluk vermişti. Çikolata gibi bişeydi.

    Günler geçti güzel güzel Nuné hediye olarak alacak hiç bir şey bulamadığı için annesinin; çok güzel oluşu yüzünden Nuné'den hep daha çok sevilen torun olan Marchelle'e aldığı uğur böcekli terlikleri arakladı. Hem zaten Marchelle'in koca ayakları vardı numara kesin Dimitri'ye uyardı ve terlik Nuné'ye göre çok unisex'di. Güzeldi hem uğur böceklerini de herkes sevmeliydi çünkü uğur getirirlerdi. Dimitri kenksinin de içki falan çalarken şansa ihtiyacı olacağı için bu terlikleri giymesi gerekebilirdi.

    Parti günü geldiğinde süper mekan Sponge Pub'ta toplanan kenkslerinin arasına karışmak hiç zor olmamıştı. Okulun son iki ayı geldiği için herkes bu kimdi lan bakışı atıyordu kıza ama onun umrunda değildi, herkese sarılacak çok mükemmel arkadaşlar olacaktı. Normalde çok korkak biri olduğu için yerde gördüğü karınca sebebiyle çığlık attı ama kimse duymadı, çünkü aslında çığlık atmamış sadece attığını sanmıştı! Bu sırada kapı tarafında bir gürültü duyuldu. Muhteşem abileri Abdurrahman'ın içeri çok havalı bir şekilde daldığı aşikardı. Nuné ağlamaya başladı, ya tırdakilerden biri öldüyse diye düşündü. Kızıl saçlı Tutti'ye nolacaktı. Kızın ismini ne kadar sevdiğini asla açıklayamayacak olduğu için içi yanıyordu şu anda. Peki ya Jale abla dul mu kalacaktı? Düşünce ile ürperdi ve daha sesli ağlamaya başladı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicolai Voslov
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 83
Kan Durumu : bişiler

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Perş. Tem. 05, 2012 7:14 pm

Grup Hepsi üyelerinin hep beraber kaldıkları Marquesaların yazlıklarından birinden, Dimi'nin sürpriz doğum günü partisini hazırlamak için erken ayrılmışlardı. Güzeller güzeli Clementine, dikkat çekmemek için Yecüc ve Mecüc ile yazlıkta kalmak zorundaydı ve Nicolai gönül dostunu çok özlüyordu. Ne kadar uzun zamandır görüşmüyorlardı öyle. Tam altı saattir! İnternet paketi ve SMS hakkı bittiği için telefonla da haberleşemiyorlardı. Hayat bazen ne kadar zordu yaa. Zaten penguenler de çok yalnızdı. Ama neyse ki Hufflepufflılar hiç de yalnız değildi çünkü hepsi Valentine ve Dimitri'nin kurduğu "Pipilerin Kanka Yoldaşlığı" kulübüne üyeydiler ve kulüp üyeleri birbirlerine sahip çıkarlardı. İki gün önceden Verona, Carmen, Paolo ve unuttuğum birkaç karakter daha İngiltere'ye dönmüş, mekandaki büyük hazırlıkları kontrol etmişlerdi. Büyük karton pasta o kadar gerçekçiydi ki, Nicolai onu yemek istemişti ama gerçek pasta çok daha süperdi ve Nicolai'ın saçları da süperdi. O kadar bonustu ki, bazen Rain'le beybiliboy olduklarını düşünüyordu ama kalbinde yatan Pipigörl'ün yeri başkaydı. Rain de hazırlıklara yardım etmek istemişti, allam Nicolai Rain'i çok seviyordu ve ona kardeşlik teklif edecekti!

İki gün sonra, partinin yapılacağı sponge Pub'a herkesten önce gelmişti Nicolai ve Verona. Carmen mumlara büyü yapmakla meşgul olduğu için o biraz geç gelecekti ama olsun. Verona'nın asmaları için getirdiği Dimitri kafası feci gerçekçiydi, Nicolai "Dimitri'nin kafasını kestiysek doğum gününü nasıl kutlayacağız?" diye sormuştu hatta. Nicolai bazen salak oluyordu ama salaklığını Aleksa'nın yanında yapmamaya özen gösteriyordu. Neticede Aleksa ezik binalarının en havalı kızıydı ve eziklerin eziğiyle çıkmazdı. Belki de çıkardı. Keşke Aleksa'nın zihnine girebilseydi! İnsanlar yavaş yavaş toplanırken onun gözü yarindeydi fakat yari ortalarfa yoktu. O kadar dertlendi ki "Sen kalem ol ben de kağıt, yaz beni yarim yarim, çiz beni yarim yarim, çöz beni yarim yarim, ah beni beni..." diye şarkı söylemeye başladı. Sesi de çok detoneydi, yıkılıyodu! Guns 'N Roses'a solist olmak istiyordu. O zaman Aleksa'yla çıkabilirdi hatta belki memesini bile elleyebilirdi azıcık. Ama bu hayalleri, Pub'dan içeri giren bir tırın gürültüsüyle son buldu. İçeriyi öyle bir çığlık doldurdu ki, Nicolai Valentine'in geldiğini sandı fakat çığlığın sahibi Verona'ydı. Çakma Valentine olduğu için ona kızacaktı ama daha sonra taklitler aslını yaşatır dedi ve hemen erkek adam pozlarına büründü. Karizmatik sesiyle "Bayan Navarro'yu çağıracağım, o bunu halleder yoldaşlık üyeleri." Sesi öylesine erkeksi ve karizmatikti ki,.. Keşke Aleksa da onu duyabilseydi. Çıktığı taburenin üzerinden indi ve Bayan Navarro'yu aramak için sokağa çıktı. O sırada asil Fransız Matmazeli Jale de Kabahat'in helali Abdurrahman'ın boynuna atladığını gördüğü. Seksi kızdı şu Jale doğrusu. Ama o Abdurrahman yok muydu... Heteroseksüeli homoseksüel yapardı valla. O ne endam, o ne boy, o ne karizma... Hele siyah güneş gözlükleri ve jöle kutusuna batırdığı saçları... Abdurrahman'ın onu jiletleyeceğini bilmese bunları ona da söylerdi ama o tam bir maçoydu. Gırr.

Barın sahibi Bonita Navarro'yu bulup, onun hasarı halletmesini sağladıktan sonra hediyelerin olduğu yere gitti. Kendisi hediye almayı unutmuştu! Allam napıcaktı şimdi. o kadar üzüldü ki ağlamaya başladı. Fakat daha sonra şeytani bir fikirle oradaki hediye paketlerinden birinin üzerine "Nicolai'dan" yazdı ve heheh diye gülerek karton pastanın olduğu yere gitti. Vali ile Dimi gelmek üzere olmalıydılar. "Haydi millet, pastaya giriyoruz!"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Carmen Banderas
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 54
Kan Durumu : süper!

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Perş. Tem. 05, 2012 7:47 pm

Erkek kankileri içinde ennnnnnnnnnnnnnnnnnn çok sevdiği kankisi olan Dimitri'nin sürpriz doğum günü partisi ne güzel olacaktı! En güzel elbisesini giyecekti Carmen, hiçbir şey! Ama o zaman herkes vücudunun süperliğini kıskanıp ölebilirdi bu yüzden bunu yapmamaya karar verdi. Ne giyeceğinden daha önemlisi, Dimi'ye ne alacaktı!!11!!! Partiye sadece bir gün kalmıştı fakat ne hediye almıştı ne de söz verdiği gibi mumları büyülemişti. Mumları öyle bir büyüleyecekti ki, Dimitri onları üflediği sırada alevler yükselecek, havada "İyi ki doğdun kankiyy" yazacaktı. Daha sonra alevden harfler patlayacak, her yere konfeti yağacaktı. Bu süper fikir tabii ki Carmen'den çıkmıştı. Zilli İspanyol çingenesi... İspanya'dan İngiltere'ye dönmek zor olacağı için, Valentinelerin yazlığından döndükten sonra Veronaların İngiltere'deki evlerinde kalmıştı ve Facebooktan yeni ekleştiği çocukla flörtleştiği için odasından hiç çıkmamıştı. Arkadaşlarına da o sırada mumları büyülemekle uğraştığı yalanını atmıştı ve bir hafta boyunca sürekli buluşmak isteyen çocuğu henüz ağdaya gitmediğini söyleyerek geçiştirmişti. İşte yarın parti günüydü ve Carmen bir Japon çükü kadar yol kat edememişti. Üzüntüsünü atlatabilmek için Facebook'tan ekleyen çocukla buluşmaya karar verdi, hem Dimitri'ye hediye de alırdı. Mumları da akşam büyülerdi canım.

Buluştuğu çocuk adeta Abdülhalim Özcan'a benziyordu ve çok yakışıklıydı. Hatta Carmen'in hayatında gördüğü en yakışıklı çocuktu bu. Hatta Carmen'i oynatan Pınar'ın ve onun kankisi Pınar'ın da görükleri en yakışıklı çocuktu. Kısacası çok yakışıklıydı. Carmen hemencecik aşık oldu! Çocuğun sorduğu kişisel soruları büyük bir ustalıkla geçiştirdi. Hemen öpüşüp koklaşmak istiyordu canı. Çocuğun da kendisine hayır demeyeceğini umarak "Öpüşek mi?" diye sordu. Fakat çocuk bunun günah olduğunu söyledi ve Carmen'i oracıkta terk etti. Carmenciğin kalbi kırılmıştı. Dimitri'ye hediye almak yerine kendine bir hediye almaya karar verdi. Hemen ilk dükkana daldı ve bunun bir emlak dükkanı olduğunu fark etti. Beğendiği ilk evi satın aldı. Sezgin Tekkalmış'la kapışmaya karar vermişti. Kanlı bir dövüş olacaktı ama Carmen yılmamaya kararlıydı. Eve döndü ve yatıp uyudu. Büyülenecek mumlar tamamen aklından çıkmıştı...

Doğum günü sabahına uyandığında telaşla hatırladı ki mumları büyülememişti! Kahvaltıda, diğerlerine mumların kusursuz olması için son rötuşları yapacağını söyledi ve hemen odasına çıktı. Bildiği tüm kuul büyüleri salladı ve mumlara bir haltlar yapmış oldu ama bakıcaz artık, hayırlısı. Uçuç tozuyla bara vardı ve son anda pastanın içine attı kendini. Uu, beybi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Paolo Moretti
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 74
Kan Durumu : melez

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Perş. Tem. 05, 2012 8:16 pm

Marquesaların yazlıklarında geçirdikleri birkaç hafta öyle güzeldi ki, Paolo oradan ayrılma vakitleri geldiğinde gerçekten üzüldü. Üzerindeki mor "YO HARRY" tişörtü kadar sevmişti burayı. Beş yıldızlı, ultra her şey dahil bir tatil köyü gibiydi yazlık dedikleri yer. Marquesaların yazlıkları böyleyse, asıl yaşadıkları ev nasıldı acaba? Kim bilir? Belki de bir saraydı. Neticede Valentine rap yaparak çok para kazanıyordu ve bir sarayda yaşaması da hiç acayip olmazdı. Kırmızı, sarı, mavi ve yeşil YO HARRY tişörtlerini bavula koydu ve Clementine, Valentine ve Dimitri ile vedalaştı. Grup Hepsi'nin diğer üyeleriyle beraber İngiltere'ye dönmek için Marquesaların devasa şöminesini kullanacaklardı. Üstünü kirletmemeye çalışarak şömineye girdi ve "Morettilerin Evi!" diye haykırdı. Kısa bir süre sonra evdeydi.

Evde geçirdikleri eğlenceli fakat yoğun birkaç günün ardından parti günü gelip çatmıştı. Carmen'in üzerinde epey çalıştığı mumların harika olacağı kesindi. Ve diğer her şeyin de öyle... Verona'yla birlikte aldıkları mixerın yanında olduğundan emin olduktan sonra partinin son hazırlıkları için Sponge Pub'a geçtiler. O MAY GART! Rain de orada olacaktı birazdan. Paolo onun yüzünü görebilmeyi umuyordu. Çünkü Rain o kadar süper ötesi bir harikaydı ki adeta bir süper ötesi harikaydı. Her şey çok güzeldi. Rain'e okumak için bir şiir bile yazmıştı. Bu şiir üzerinde tam üç aydır çalışıyordu, umuyordu ki Rain şiirini beğensin. Sponge Pub gittikçe kalabalıklaşıyordu. Bu iyiye işaretti, Valentine davetiyeleri gönderebilmişti demek ki. Ve Pipilerin Kanka Yoldaşlığı üyesi olan minnoş insanların da bu daveti reddetmedikleri aşikardı. Hatta Fransız leydisi Jale bile buradaydı! Tam Jale'ye merhaba diyecekti ki İsmail YK'ya feci benzeyen Abdurrahman, tırıyla puba girerek tüm dikkatleri üzerine topladı. Neyse ki karton pastaya bir şey olmamıştı. Davetlilerin de yaralanmadığını görmek sevindiriciydi ama daha çok karton pasta için sevinmişti Paolo. Her şey süperdi! Nicolai tüm karizmasıyla duruma el de koymuştu, artık endişelenecek bir şey kalmamıştı. Son uyarılarla beraber pastaya saklandılar, Valentinelerden önce gelecek birkaç kişi daha vardı ama onların girebilmesi için pastayı tam olarak kapatmamışlardı zaten. Her şey mükemmel olacaktı. Özellikle Carmen'in son anda koşarak getirdiği mumları...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jale de Kabahat
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 18
Kan Durumu : fransız

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Perş. Tem. 05, 2012 8:57 pm

Çok asildi. O kadar asildi ki asillikten ölecekti. Kendisi bu kadar asil olduğu için, yavuklusu da asi idi. Asi maço ABDURRAHMAN KIZKAÇIRAN! Kendisini kaçırdıktan sonra samanlıkta çılgınlar gibi sevişmişlerdi. Hemen ardından Jale üç çocuk doğurmuştu. Çünkü Abdurrahman'ın başbakanı öyle istiyordu. Üç çocuk yapmalıydılar çünkü biri ülkeye girerken alkışlanan bir terör örgütü tarafından öldürülecek, diğeri puşi taktığı için tutuklanacak, üçüncüsü de avunmalık olarak aileye kalacaktı. Nassı da güzel bir plandı bu böyle. Hatta Jale dördüncü çocuğu da doğurup onu Amerika'nın köpeği yapmak istiyordu. Ama henüz Abdurrahman'a bu planından bahsetmemişti. Çok yakında türbana girip ona sürpriz yapmayı da düşünmüyor değildi ama kısmet... Sarı saçlarını neon renkli bir türbanla sıkıca kapatır, altına da süper mini bir etek çekerdi, vihuuv, ondan ateşlisi olmazdı. Hatta Jale, kapandıktan sonra türbanını yatakta bile çıkarmayı düşünmüyordu. Sadece en özel ve kadınsı yerini açıkta bırakan bir kıyafet diktirip onu giyecekti sevişirken. Mazallah tam o sırada eve hırsız filam girerdi, sonra haram olmasın yani Jale önlemini iyi almalıydı. Fransa'dan uçan at arabasıyla İngiltere'ye vardı ve asaletine hiç de yaraşmayan alalade bir pubdaki kutlamaya katılmak için içeri girdi. Yine de o kadar asildi ki burun bükmedi ve etrafı ne kadar güzel hazırladıklarıyla ilgili birkaç kelime sarf etti içten bir şekilde. Sıkı çalışıyordu şu Grup Hepsi. Sıkıca paket yaptığı hediyesi "%100 YGS Matematik Soru Bankası"nı diğer hediyelerin yanına koyup, bir iskemleye çöktü. Orada masum bir şehvetle otururken içeri giren tırın yarattığı kargaşadan hiç etkilenmemişti, bu kuşkusuz ki kocası Abdurrahman'dı! Hemen koşup ona sarıldı. Nasıl da özlemişti yağız delikanlısını. Onun yüz beygir gücündeki cinsel kuvvetinden bahsetmek bile istemiyordu. Kendini beybiliboyunun kollarına bıraktı ve pastanın içine girmeleri gerektiği söylenene kadar da öyle kaldı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aleksa Stanlavis
Hufflepuff V. Sınıf, Sınıf Başkanı
Hufflepuff V. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1137
Kan Durumu : Melez.
Özel Yetenek : Meta.

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Perş. Tem. 05, 2012 11:04 pm

    ”Tanrı aşkına Anton! O hediyeyi vermeyi düşünmüyorsun değil mi?”
    “Ne yani senin gibi kurabiye yapıp mı vereyim?”
    ”En azından seviyeli bir hediye... Bir porno dergisi değil.”
    “Erkeklere göre bunu seviyeli olmadığını nereden biliyorsun ki? Hayatında kaç kere erkek oldun?”
    ”Ergenliğinden kurtul, seni pis sapık!”

    Odanın kapısını arkasından hızlıca kapatırken içinden küfüler yağdırıyordu. Hiçbir zaman erkeklerin bu huyuna alışamayacaktı. Ne yani porno dergisi mi hediye edecekti? Üstelik bilmem kaç yılından kalma! Hadi Dimitri o dergileri okumak istese bile, o dergideki kadınların hepsi şimdilerde kırışık bir şey olmuşlardır, bunun düşüncesi bile mide bulandırıcıyken… Kardeşini asla anlamayacaktı. Hızla hediyesini paket yapmak için odasına koşuştururken o günün ne kadar güzel olacağı hakkında düşünüyordu. Kurabiyeleri metal kutunun içine koyarken, onu tadanların nasıl da zevkten dört köşe olacaklarını düşünüyordu. Pastayı bile sollayacak bir lezzet yakalamıştı. Hediyeyi hazırladıktan sonra hızla aşağı inip Anton’u beklemeye başladı. Yol boyunca onunla konuşmamaya kararlıydı. Sırf o doğum günü partisine katılmak için eve dönmeyip İngiltere kalmışlardı ve bu boşuna değildi. Kardeşinin hızla yanına geldiğini görünce hemen şöminelere doğru yöneldi. Hogsmeade’e kadar yürümek istemedikleri için uçuç tozunu kullanmayı düşünmüşlerdi. Önce kendisi şömineye atılmış ve hemen partinin yapılacağı semtte bulmuştu kendini. Arkasından kardeşinin gelip gelmediğine aldırmayarak dükkânı bulmaya çalıştı. Kolundaki saate göz atarken dükkân gözüne ilişmiş gibi hemen o tarafa koşturmaya başladı.

    Dükkândan içeri girdiği anda etrafı görünce gözlerinin dolmaya başladığını fark etti. Ellerini hemen gözlerine götürüp yaşları temizledi. Hemen arkasından gelen Anton’un aniden ona çarpması ve söyledikleri üzerine gözyaşlarına ara verdi. “Yürüsene gerizekâlı!” Tanrı aşkına bu çocuk tüm duygusal anları mahvetmek zorunda mıydı böyle? Bir kerecik bile olsa Aleksa’nın anın duygusallığına kapılmasına izin veremez miydi? Ah ne çok isterdi Anton’u Abdurrahman’ın ellerine teslim etmek istedi fakat bunu kardeşine yapamazdı. Bu yüzden aldırış etmeden ilerlemeye başladı. Tam o sırada aşırı erkeksi bir ses duyup yerinde donakaldı. Bu ses ne kadar da cezp edici diye iç geçirirken sesin sahibini görünce suratı asıldı. Bu çocuk bu kadar karizmatik olmak zorunda mıydı? Nicolai gibi bir çocuk hayatta Aleksa gibi pipisiz bir kıza bakmazdı. Ne de olsa o mc yaralı repçi mecüc ile mc belalı repçi yecüc ile takılıyordu. Belki Aleksa Dimitri ve Valentine ile arasını sıkı tutarsa Nicolai ile de arası sıkı olurdu. Ama hayır duygularını belli etmemeliydi. Hufflepufflı olabilirdi ama asla ezilmeyecekti. Sırtını dikleştirip yürümeye devam etti. Nicolai’yi görmemiş gibi yapıp yanından kuğu gibi süzüldü. Elindeki kurabiyeleri nereye koyacağını bilemezken birden Nicolai’nin sözü üzerine düşünmekten vazgeçti. Pastaya girmeleri gerekiyordu o zaman pastaya girmeliydi.


_________________
    lotte noa krüger&antonije stanlavis&gustav ionel&andrei ionel

    ~Metamız candır, kandır, bir yaşam tarzıdır.
    honesty:
     
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Amelie Rush
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 38

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Ptsi Tem. 09, 2012 5:29 pm

Valentine'in, en yakın arkadaştan da öte gördüğü, hatta Clementine'den ayırmadığı Dimitri'nni doğum günü için bir parti düzenlemesini bekliyordu elbet; fakat bu kadar şaşaalı bir organizasyon düşünmemişti. Tüm Hufflepuff öğrencileri ve -tabii ki- Pipilerin Kanka Yoldaşlığı üyeleri davetliydi! Amelie, hazırlıklar iiçin İngiltere'de kalan diğer arkadaşlarına katılamamıştı. Çünkü hazin bir şekilde regl olmuştu ve karnında filler skişiyormuş gibi bir ağrı vardı. Neyse ki Marquesaların devasa yazlıklarındaki grup tatiline denk gelmemişti regli.

Yatağında yatıp 98347489. sıcak çikolatasını içerken düşünmeye başlamıştı ne hediye alacağını. Yakın arkadaşı olduğu için sıradan erkeklere alınan atkı, çerçeve ya da biblo Dimitri'ye sökmezdi. O hediyeleri Amelie'nin anüsünden içeri pekala güzelce sokmayı iyi bilirdi çocuk. Bu yüzden iyice düşünmeli ve olabildiğince mükemmel bir hediye seçmeliydi. Hatta hediyesi Liljana'dan bile güzel olmalıydı. Liljana'yı hediye edebilirdi! Allam ne kadar zekiydi Amelie böyle. Paçalarından müthişlik, nefislik akıyordu. Yattığı yerden internete girdi ve online alışveriş sitelerinde gezinmeye başladı. Dimitri'ye süper tişörtler hediye etmeye karar vermişti. *İlk tişörtü kendisine almayı düşünse de, Dimitri'ye verebileceği daha güzel bir hediyesi olmadığı için vazgeçti. * İkinci tişörte de aşık oldu ama, ne yazık ki onu da kalleş dimitri'ye hediye etmek zorundaydı. * Üçüncü tişörtü seçerken artık ağlamak üzereydi. Ne olurdu bu parti onun partisi olsaydı, bu tişörtler kendisine hediye gelseydi? Satın alma butonuna basarken akmaya başlayan gözyaşları, hıçkırıklar eşliğinde yanaklarından aşağı süzülürken aklında bir şiir yankılanıyordu:
"Bir ateis cocun aşkı
Ateiscocul der sana aşım
kıs DEr sen alağa inanmion
Atei scocuk der alah yoq
kız der kanıdla
Ateis cocuk der olmayan seyi nasıl kanıdlayam
kız der inanmıyorsanda saygı duy oç
ateis cocuqun qozyasları akaaaaar
kız dvm edr bir iqne usta sız bir qöy muhtarsız olmazzz
Ateis cocuk dayanamz orda qahrndan öLr.
"
Şiirin son cümlesini düşününce hıçkırıkları çoğaldı ve sipariş verdiği tişörtler gelene kadar hönkürerek ağladı.

Partinin olduğu gün erkenden kalkmış, duşunu almış, unutmamak için tişörtleri koyduğu poşeti kapının yanına asmış ve özenerek giyinmişti. Saçlarına şekil vermeye çalışırken ağzına takılan türküyü mırıldanıyordu bir yandan da;
"Sarı taksi boyandı
Gelip de kapıya dayandı
Tam kaçıracağım zaman
Zalım da anası uyandı
Ama benim adım elvan dalton
Ben gezerim balkon balkon
Gelir de koynuna girerim aman
Kobrayı dolarım boynuna
Açın gızlar arayı salıyom gobrayı varoooğ"

Hediyesini aldı ve uçuç tozuyla Pub'ın içinde belirdi. Herkesle beraber karton pastaya girdi. Şimdi tek eksik, doğum günü çocuğuydu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clementine Marquesa
Hufflepuff V. Sınıf
Hufflepuff V. Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 150
Rp Partneri : Francis

MesajKonu: Geri: pastaya kim osurdu?   Paz Tem. 15, 2012 1:10 pm

Clementine’in canı çok fena salata çekiyordu. O kadar çok salata çekiyordu ki Dimi’nin Abdurrahman’dan kaptığı bir şeyler ile raplerini birleştirerek arabesk rap adı altında dünya güzeli bir şarkı söylemekte olan Vali ile ikisinin kafaları yerinde yeşil salata demetleri görüyordu. Yeşil salata o kadar seksiydi ki bir an önce onu içinde hissetmek isteyen Clementine, salataya doğru ilerlemeye başlayacakken zaten kucağında bir salata öbeği olduğunun farkına vararak mutlu oldu. Kendine engel olamayarak salataları mideye indirmeye başladı ve birkaç saniye içinde dünyanın en mutlu kişisi olarak uykuya daldı çünkü dünyanın en seksi yeşilliği olan yeşil salatadan yemişti...
- - -
Clementine Marquesa o sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu. Bi dakka bu başka bişiydi la. Dönüşüm’ü de Kafka yazmasa Clementine yazacaktı zaten, ilk cümlesini tamamlamıştı bile! Hamza karabasanlarla savaştığı bir gecenin ardından gözlerini açtığında kendini böcek olarak buldu. Tam devamına bir şeyler karalayıp yayın evine gönderip ünlü olacakken bir arkadaşının dönüşüm la bu demesiyle tüm hayalleri suya düşmüştü Clementine’in. Bu acıyı daha dün yaşamışçasına net hissederek gözlerini açtığında kendisinin dokuz milyon sekiz yüz seksen ikinci bin yüz on kentilyon numaralı yazlıklarının salonundaki koltukta uyuyakaldığının ve ağzındaki garip tadın farkına vardı. Anlaşılan tüm gece boyunca ateşli bir şekilde Nicolai’ın saçlarını yemeye çalışmıştı! Dilinin üzerindeki kıl öbeğinden kurtulabilmek için dikkate değer bir süre savaş verdikten sonra ne olduğunu kavrayabilmek adına etrafına bakındı; zavallı çocuk hiç tepki verememişti herhalde çünkü o da grup hepsinin diğer üyeleri gibi güzelim saçlarının Clementine salyasına bulanmış olduğundan habersiz bir şekilde uyuyordu. Neredeyse onun için üzülecekti fakat Nicolai’a çocuğunu alıp kaçtığı için ne kadar kızgın olduğunu hatırlamasıyla yüzünü kızgınlık dolu bir ifade aldı. Şimdi Nicolai’dan Stefano’yu geri isteyecekti! Gerekirse Abdurrahman’ın tırını ödünç alır, Nicolai’ı saçlarından arka tekerleğe bağlar ve Sponge Pub’a kadar arkasında sürünmesini sağlardı. Bağırarak onu uyandırmak üzereydi fakat bu işi çişini yaptıktan sonraya bırakmaya karar verdi ve tüm hızıyla lavaboya koşmaya başladı. Kibar bir kız olduğundan çişini tuvalete değil lavaboya yapardı her zaman. Lavaboda işi bittikten sonra artık uyanmaya başlayan akşamdan kalma grup hepsi üyelerinin yanına dönen Clementine, kafalarının üstünde duran yeşil şeyin artık olmadığını fark edince aslında bir çocuğu olmadığını hatırladı, bu durumda Nicolai’ın saçlarını boşu boşuna emmişti ama ona kızmaktan vazgeçemiyordu. Rüya bile olsa nasıl Clementine’in çocuğunu -çocuğun Dimitri’den olduğu gerçeğini görmezden gelmeye çalışıyordu- çalmaya cüret edebilirdi? Peki Carmen’e ne demeli? Nişanlısına, kardeşine ve yakın arkadaşına aynı anda yazarak hepsinin arasını bozmaya kalkmıştı. Dimitri’nin doğum günü partisine hazırlıklara başlamak için bugün yanlarından ayrılan grup hepsi üyelerinin hepsiyle vedalaşmış, fakat sıra Nicolai ve Carmen’e geldiğinde çişim geldi diyerek içeri koşmuştu ve Nicolai hâlâ ona kızgın olduğunun farkında değildi.

Bir hafta sonra hâlâ gördüğü rüya yüzünden yüzüne bakamadığı Dimitri’ye aldığı hediyeyi de yanına alarak Sponge Pub’a doğru yola çıkıyordu ki, sahne önünden alınmış castin biğbır biletlerini ona hediye etmeye içi el vermedi. Dimitri castin biğbıra bayılıyor olabilirdi ama Clementine’in odasında castin biğbır maketi vardı ve kimseye itiraf etmese de arada bir castini hayal ediyordu. Onun kolasını hazırlıyordu. Bu yüzden castin biletlerini kendine sakladı ve Sponge Pub’a gitmeden önce karşısına çıkan ilk şeyi hediye olarak aldı; gerçek boyutlarına uygun bir Darth Vader takımı! Sonra Sponge Pub’a gidip pastaya girdi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://www.filimadami.com/cokuzakbirgalakside/
 
pastaya kim osurdu?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sihir Dünyası - İngiltere :: Hogsmeade :: Sponge Pub-
Buraya geçin: