AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Dönüşüm ve Ölüm

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jacqueline Bourbon
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 45
Kan Durumu : Safkan
Yaş : 25

MesajKonu: Dönüşüm ve Ölüm   Cuma Mayıs 25, 2012 11:17 am





How fickle my heart and how woozy my eyes
I struggle to find any truth in your lies
And now my heart stumbles on things I don’t know
This weakness I feel I must finally show


Karanlık çökmüştü gökyüzüne. Geldikleri saatten çok daha uzaktı şimdi zaman. Gözlerini yarı açabilmiş iki kişi köhne bir birahaneden çıktılar ansızın. Kimse fark etmiyordu oysa bu birahenyi. Sanki yokmuş gibi geçip gidiyorlardı yanından. Bir yanında kitapçı, öbüründe caddeki diğerlerinden hiçbir farkı olmayan bir kıyafet dükkanı vardı. İnsanlar gözlerini kıyafet dükkanından kitapçıya çeviriyordu hızlıca. Tek bir bakış bile atmıyorlardı birahanenin köhne girişine. Sanırsınız orada değildi birahane. Oysa üstteki tabelada yazan kırık dökük harflariyle oradaydı. İçinden çıkan bu iki kişi de gerçekti zaten. Birhaneyi görmeyen gözler şimdi onlara küçümseyici bakışlar atıyordu. Oysa bu geç saatte hepsinin bu halde olması gerekliydi. Genede Londra'nın tehlikeli sokaklarında hiç kimse bu halde olmaya cesaret edemezdi. Yerlerde eskimiş kan damlaları vardı zaten. Her yağmur yağdığında kokusuna karışıp kendini ele veren kavga izleriydi onlar. Aşık olduklarını sandıkları kızlar için kavga eden adamların kanlarıydı, hiçbir tasası olmaksızın yalnızca ağzından çıkan bir kelime için kavga edenlerinde kanı olabilirdi. Oysa hepsinin kokusu aynı değil miydi? O iğrenç pas kokusu kaplardı her yanı. Belkide bu yüzden yüzünü buruşturmuştu genç kız. Yanında duran sarhoş çocuğun kaslı kollarına asılmış dudaklarını büyük bir kuvvetle birbirine kenetlemişti. Kusma hissiydi bu. Midesinden gelen yakıcı tadın boğazına bıraktığı ekşimeyi hissediyordu. Birkaç saniye bekledi. Kan kokusu gitmemişti ama duyumsamıyordu artık. Yüzü gevşedi dudakları aralandı. Rahatlamış bir nefes bıraktı havaya. Nefesiyle çalınan ıslığımsı tiz sesle beraber kahkahasını gizleyemedi. Derinden gelen, sokakta çınlayan kahkahası eşliğinde biraz daha sarıldı yanındaki kaslı kola. O kol ne olduğunu zar zor anlamışçasına kavradı genç kızın belini. Görenler sex yapmaya gidiyor sanabilirdi onları ama gitmiyorlardı. Böylesine bağlı tek kişiler sexle olmazdı ya? Bu ikisi kesinlikle sexten çok uzaktı. Doğdukları andan beri ayrılmayan bedenler birbirlerine daha öte bir bağla bağlılardı zaten. Böylesine basit insani bağlar onların çok uzağındaydı. Gülümseyişi bu düşünceleriyle sabitlendi genç kızın yüzünde. İşeret parmağını yanında duran adamın gözünü oyarcasına yüzüne tutmuştu şimdi. Parmağını birkaç defa salladı. Sonunda avuç içini genç adamın yanağına koyarak onu kendine çekti. Boşta kalan yanağa büyük bir öpücük kondurarak sevgisini belli etti.

Sarhoş adımlar beş dakikalık mesafeyi kat etmişti çoktan. Soğuk ve tenha Londra sokakları akıyordu önlerinde. Gündüz vakti herkesin birbirlerini itip kaktığı sokaklar şimdi sessizlik huzurundaydı. Rahattı yürümesi ama güneşle beraber zorlaşacağı kesindi. İşe yetişme telaşındaki mugglelar, gezmeye çıkmış sevgililer kaynardı bu sokak. Bazen alışverişe gelmiş birkaç sosyete kızını da görebilirdiniz mağzaların yakınında. Genede gerçek sosyeteler için fazla konforsuz bir sokaktı burası. Orta sınıfın en iyi hallilerinin hava atmak için geldiği mekanlar gibiydi. Oysa şimdi karanlıktan çıkan bazı bedenlerin yırtık kıyafetleri dolduruyordu manzarayı. Hatta yolun ortasında zar zor yürüyen ikili gibi sarhoşların sokağıydı şimdi. Yürüdüler onlarda sahip oldukları alt sınıf sokaklarında. Kızın topuklu ayakkabısı ellerindeydi. Çıplak ayaklarını bastığı kirli kaldırımların soğukluğu vardı teninde. Oğlansa sarhoşluğun etkisiyle yanıyordu. Oysa ikiside ne titreme ne terleme gösteriyorlardı. Sanki birbirlerini dengeleyen bir mekanizma gibiydiler. Genç kız birkaç adım daha hızlı attı. Dengesini kaybedip öne doğru eğildi. Çıkık kalçasına ayakkabılarını tutmadığı elini koyarak dikeldi yeniden. Yeşil gözleri karanlıkta bile seçilirken yanında duran, ona çok benzeyen genç adam döndü. Kıkırdayan boğazından gelen bir sesle konuştu. "Yakala beni Jac." Sözcüklerin hemen arkasından sarhoş koşması olarak bilinen yalpalama tekniğiyle koşmaya başladı sokakta. Birkaç apartman geçti, içlerinden birinin yanından dar sokağa saptı. Son anda ikiziyle şöyle bir göz göze gelip dilini sonuna kadar çıkarttığında çocukluğunu yaşıyormuş gibi hissetmişti. Oysa asilzade ailelerinde çocukluğunu hiçbir zaman sokak ortasında koşuşturarak yaşıyamamışlardı. Fransanın en lüks köşklerinde geçirdikleri mükemmel hayatlarında salon danslarıyla harcamışlardı bütün enerjilerini. Şimdiyse depoladıklarını yiyordu genç kız umursamazca. Rahattı, çünkü biliyordu ki ikizi mutlaka peşinden gelecekti. Karanlık sokakta bu yüzden kendi kendine kıkırdıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacques Bourbon
Vampir
Vampir
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kan Durumu : Büyücü kökenli
Rp Partneri : Anti rp sevgilisi fan kılap

MesajKonu: Geri: Dönüşüm ve Ölüm   Cuma Mayıs 25, 2012 1:24 pm

    Bir kadeh, iki kadeh, üç kadeh... Aslında doğru rakamlar şu olmalıydı. İkişer, dörder, altışar... İkizlerden birinin hissettiğini öbürü de hissederdi. Birinin aldığı fiziksel özelliği diğeri de alırdı. Bu da bir kadeh değil, ikişer kadeh içmek demekti. Normalde alkol oranı en düşük içkileri tercih ediyorlardı bu nedenle. Ancak bugün, biraz eğlenmek istemişlerdi kardeşler. Birbirlerine olan bağın kopmazlığını, değişmezliğini, durgunluğunu, mükemmeliyetini kutlamak haklarıydı. Bir felakete hazırlıklı değillerdi, hayat birbirileriyle ne kadar de güvenliydi öyle. Zaten, siste uçuruma yürürken de kendinizi güvende hissederdiniz ya. Sonra ayağınız kayar, yuvarlanır, yuvarlanırdınız. Yalpalayarak yürüyen bu sarhoş çiftin Londra caddesinde çınlayan kahkaları işte bu nedenleydi. Kardeşini saat kulesine götürecekti. Büyü güçleri sayesinde yukarı çıkmak, en tepede Londra'yı başları döne döne izlemek kolaydı. Kardeşinin topuklu ayakkabılarını aşağı atarak onu kızdıracak. Sonra o kızgınlığı kendi içinde de hissederek eğlenecekti. Yıllar yılı bir dünyaları vardı. Bu dünyaya kimseyi almamışlardı birbirlerinden başka. Eğer şimdi unutmamış olsalardı, kendi aralarında bir dil bile geliştirmişlerdi zamanında. Tek tük kelimeleri hala kullanıyorlardı da, bunun çocukça olması yüzünden özel konuşmalarında asil dil olan Fransızcayı kullanıyorlardı. Kızın da hissettiği o kusma hissini iliklerine kadar hissetti. Fakat kendini tutarsa, kardeşi de onun kadar sabırlı olabilirdi. Yutkunarak derin bir nefes aldı ama o kesif, ekşimsi koku pek yardımcı olmadı onlara. Zaten çok sürmeden rahatlama hissi geldi. Elleri onun belindeyken, tam olarak nereye geliyordu, umursamıyordu bile. Çocuklar kadar masumlardı onlar, çocuklar kadar saf. Hareketleri de onlarınki kadar fütursuzdu. Ve kızkardeşinin taşkınlıkları başladı. ''Amour de Merlin, mon potiron(Merlin aşkına, balkabağım), gözümü çıkaracaksın.'' dedi ona sarhoş kahkaları eşliğinde. Aldığı öpücükte de suratını hafifçe buruşturdu sevimli bir şekilde. Hoşlanmadığından değil, öpücüğe her zaman böyle tepki veriyordu.

    Bir uyum vardı, sanki iki kişi değil, tek kişi yürüyorlardı. O an kendi dünyalarına girebilirlerdi. Neredeyse bedenen bile yok oluyorlardı o dünyaya girince. Ancak bunu da, diğer alışkanlıkları gibi azaltmışlardı. Sonuçta, hiç istemese bile birer yetişkinlerdi. Şimdiye dönersek, kızkardeşinin tökezlemesiyle durmak zorunda kaldı. Anlaşılan biraz fazla yavaş yürümüş, ender olarak (belki de sarhoşluğun etkisiyle) başına geldiği gibi adımlarında uyumsuzluk olmuştu. Zar sor açılan gözlerini kızın güleç, neşeli yüzüne dikti. Kendisine farklı, sihirli bir aynadan bakmak gibiydi bu. Bedenler farklı, bakışlar, yüz hatları, hemen hemen aynıydı. ''Oui ?(Evet?)'' dedi şaşırarak. Onun duygularını hissetmesi, gözlerine onun görsellerinden bir şeyler çakması düşünceleri de okuyabileceğini göstermiyordu. Haşarılıkla, neşeyle kulaklarında çınlayan buğulu sesle genç büyücü de gülümsedi. Asil kardeşinin böyle zamanlarda, kendisiyle başbaşayken bunu unutması, mükemmel oluyordu. Daha oyunun ne olduğunu anlamadan kuralları okumuştu yüzünden: 'Onu takip et.' Gülümsemesi daha da yayıldı, kız çıplak ayakların yerde bıraktığı tokatımsı sesle koşarken biraz bekledi arayı açmasını. Bacakları onunkinden daha güçlü olduğundan yakalaması kolaydı. Zaten bu avlama oyununda en büyük avantajı, kızkardeşinin yerini tespit etmekti. ''Yakalarsam çok feci gıdıklarım seni, tatlım, öyle ki kusma hissini artık bastıramayabilirsin.'' diye bağırdı arkasından sarhoş manyaklar gibi. Kızın gidecekleri yöne doğru koşturduğunu fark edince daha da keyiflendi. Çok acele etmeden, yürüyerek peşinden o karanlık sokağa daldı. Kahkahalarla gülüyordu bir yandan. O an bir çıtırtı duyarak elini yalpalayarak, yavaş bir şekilde asasına attı. ''Qui êtes-vous ?(Kimsin sen?) Çık ortaya.'' Keşke bunu söylemeseydi. Ansızın ayak bileğini karanlık köşeden kavrayan bir şey yüzünden dengesini yitirdi ve yere çok sert düştü. Az kendini tutmasaydı, var gücüyla bağıracaktı. Kızkardeşini hissetmeye çalıştı. Güvendeydi, ancak onun kendi gözünden olanı biteni gördüğüne emindi. ''Laissez-moi partir ! (Bırak, gideyim!) Bırak beni, seni écume(pislik).'' Asası elinden düşmüştü. Dengesiz düştüğünden sağ kolu gövdesinin altında kalarak incinmiş, neredeyse kırılacak hale gelmişti. Hatta, biraz çıtırtı geldiğine yemin edebilirdi. Can acısına rağmen direndi, çırpınarak kaçmaya çalıştı. Fakat olmadı, o el çok güçlüydü. Kim olduğuna bile bakmadı onun. Bağırdı dehşetle, son anda bir delilik akın etmişti beynine. ''Jacqu, kaç!'' Gerçi neye yardı, kendisine olan ona da olacaktı. Boynuna saplanan iki iğnemsi şeyle nefesi kesildi. Çırpınsa da kanının çekilmesine engel olamıyordu. Hayır, ölmemeliydi, ölemezdi. Yaşayacaktı, ikizi için. Direnmeye, yaşama savaşına o an başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacqueline Bourbon
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 45
Kan Durumu : Safkan
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Dönüşüm ve Ölüm   Cuma Mayıs 25, 2012 3:27 pm



Lend me your hand and we'll conquer them all
But lend me your heart and I'll just let you fall
Lend me your eyes I can change what you see
But your soul you must keep, totally free
Har har, har har, har har, har har


Genç kızın içinde bulunduğu sokak sessizdi. Normalda saat kulesine çıktığı için herkesin yolu olurdu bu sokak. Londra'nın en dar ama en uğrak sokaklarından biriydi. Zaten etrafa saçılmış çöplerden belli oluyordu. Bu çöpler sabah çiçek satmış bir çiçekçi kızın geriye kalan sap ve kurdele artıklarıydı. Karanlıkta bile seçilen parlak kurdeleler çiçek satan kızın başına takılıydı. Güneşle bile parlıyorlar ve genç kıza umut oluyorlardı. Belki okul harçlığını çıkartmak için sattığı çiçeklerin her biri ona kendi aşkını hatırlatıyordu, belki hasta annesine çiçek götürmek yerine onların parasıyla bakıyordu. Şimdiyse bu umutlar gecenin karanlığında Jacqu'nun çıplak ayaklarının altında eziliyorlardı. Yumuşak kurdele hissi genç kızın öyle hoşuna gitmiştiki onaların üzerinde yürümeye çalışıyordu. Kıkırdamaları eşliğinde sokak boyunca ilerledi genç kız. Yana savrulup duruyordu bu yüzden her adımında kurdeleden sapıyor, birkaç adım sonra yeniden o yumuşaklık hissine kavuşuyordu. Sokağın sonuna ulaştığında hafif bir esinti çarptı yüzüne. Saat kulesinden gelen bu esinti yerdeki yaprakları hareketlendirerek sokağa savuruyordu. Yapraklar çok az havalanmış olmalarına rağmen sürüklenerek genç kızın bacaklarına çarptılar. Gıdıklandı genç kız. Gözlerini kısarak arkasından geldiğini düşündüğü ikisine dopru geriye sendeleri. Gülüşünü az biraz odaklayabildiğinde konuştu. "Il chatouille. -Gıdıklıyor.-" Yeşil gözlereini arkasında duran karanlığa odakladığında kimsenin olmadığını gördü. Merakı artmıştı genç kızın. Birkaç adım attı, bir anda yere düştü.

Canı acıyordu. Aslında düşmemişti ama çarpmış gibi göğsü ağrıyordu. Sanki biri bileğine baskı yapıyordu. Öylesine sıkı tutuyordu ki birazdan bileği kopacaktı genç kızın. Sarhoş kafasıyla elini bileğine götürüp tırlaklarıyla bastırdı. Tırnakları derisine işlerken karanlıkta bağrıyordu. "Hayır. Bırak!" Genede her kim tutuyorsa onu bırakmıyordu. Dahası genç kız tırnaklarını geçirdiği derinin kendi derisi olduğunu fark edince kanayan acılı yarasıyla daha fazla canı yanmıştı. İşte o an ancak neler olduğunu anlayabilmişti. Düşünceleri odaklıydı şimdi. Daha demin kıkırdamaların altında haykırdığı mutluluğu kalmamıştı. İkizi geride bir yerde acı çekiyordu. Bir şey ona saldırmıştı. Bu yüzden acıyla yere düşmüştü genç kız. Şimdi kurdelelerin üzerinde bir çift topuklu ayakkabı duruyordu. İki yana savrulmuş siyah ayakkabılar saten parlaklığını karanlıkta bile yansıtıyorlardı. Genç kız kan dolu tırnağı olan elini ayakkabılarından birine attı. Onu tutarak toğunu yere sapladı ve ayağa kalkmak adına baskı uyguladı. Sarhoşluk ve acının birleşimiyle yere tekrar savruldu. Bedeni yere çakılırken topuğu kırıldı ve sokağın karnalık yanına gitti. Belki kardeşine ulaşmıştı o topuk, belki kardeşine geldiğinin işareti olacaktı. Genç kız bunu yapmalıydı. Gözlerini yumdu. O an beynine gelen görüntülerle acı arttı. Üzerinde bir sıcaklık hissetti genç kız, boynuna geçen iki dişle haykırdı geceye. Karşı taraftan kardeşinin bağrışı gelmişti cevaben. Kaçmasını söylüyordu. Oysa ne kadar geçti, ne kadar aptalca bir söylemdi. Kaçamazdı, yapabilse bile Jac'ı bırakamazdı. Diğer yarısını ölüme terk ettiğinde yaşayabileceğini düşünmek bile acı vericiydi. Onun için geri dönmeli, savaşmalıydı hatta. Elbisesinin eteğinden söküo aldı asasını. Onunla birlikte bir parça kumaşta yırtmıştı. Doğrulamıyordu ama sürünüyordu. Bileiği acıyor, kanıyordu. Boynu acıyla şişmişti sanki, zonkluyordu bedeni, üzerine bir kamyon çıkmış gibi. Genede ulaşmalıydı. Karanlığa daldı, can havliyle haykırdı. "Geliyorum, mon jumeau de beau! -sevgili ikizim-" Nefesi o an kesildi, sesi çıkmaz oldu genç kızın, genede bedeni zorluyordu kendini. Karanlığın arasına dalmıştı ama bütün sokağı geçmesi imkansızlaşmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Attila Qinghai
Hemşir
Hemşir
avatar

Mesaj Sayısı : 526
Kan Durumu : Büyücü anne baba
Rp Partneri : Warning, Private Property, KEEP OUT

MesajKonu: Geri: Dönüşüm ve Ölüm   Cuma Mayıs 25, 2012 7:36 pm

    Bir hemşire, uzun saçları lastikle toplanmıştı. Karanlık sokakları kaplamış sarhoşların arasından geçiyordu paltosuna sıkıca sarınarak. Onu kadın sanarak laf atanlara aldırış etmiyordu. Bahsettikleri korkunç derecede ahlaksız şeyleri duymazdan gelmek en iyisiydi. Yoksa kavgaya tutuşmayı ya da masum yüzüne uymayan şu sesi yüzünden sarhoşlar tarafından travesti sanılarak saldırıya uğramayı pek istemiyordu. Sadece suratını buruşturup adımlarını hızlandırdı bu nedenle. Aslında annesinin verdiği korunma muskası sayesinde güvende sayılırdı ama gene de belayı istemiyordu pek. Bu özelliği açısından da Asana ile epey çelişiyordu. Yürürken her zamanki yolde ilerlemek istemedi, kestirme yola yaklaştı. Saat kulesinin tam önündeki sokaklardan biriydi. Aslında biraz korkuyordu. Londra sokaklarındaki vampirleri düşününce korkudan ürperiyordu. Fakat avcı Orlena'nın zamanında ona öğrettiği bir iki şeyle de kurtulabilirdi pek ala. Zaten çok fazla araya girmeyecekti. Sadece bir sonraki güvenli yere giden bir sokaktan geçecekti. Ah, zavallı muggle topluluğu, güvenle yürüdüğü bu yerlerdeki ölümcül tuzaklardan haberdar olsaydı bu kadar rahat edebilir miydi acaba? Sanki korunmak ister gibi paltonun yakasını dikleştirdi ve iyice boynuna sardı. Bu ürkütücü yerden kurtulmak için adımlarını hızlandırdı. Fakat duyduğu sesler yüzünden ürperti yayılmıştı bedenine. Bir erkek sesi vardı, sanki canı yanıyor gibi. Sonra bir kadının sesi geldi. Gözleri iyice açıldı, ceplerini araştırdı. Bir tane biber gazı olmalıydı. Ve buldu o kutuyu. Böylece hazırlandı ve normalde sapmak istediği cadde yerine sokağın derinliklerine ilerledi. Belki vampir değildi, sıradan bir hırsızdı. Gerçi öyle de olsa aptallık ediyordu şu anda. Biraz daha temkinli olmalıydı da, bu saatte geç kalmak da istemiyordu.

    Bir kaç dakika sonra, seslere iyice yaklaşmıştı. İleride sarsak bir siluet gördü. Ayakları topalmış gibi yürüyen dişi şekile doğru ilerledi. Yakında biri olup olmadığına baktı. Sonra kızın omzuna dokundu. Herhangi bir saldırıyor maruz kalmayacağını anlayana kadar daha fazlasını yapmadı. Ardından kızın kolunu tuttu ve kendini görmesi için tam önüne geçti. ''Sakin ol, ben hemşireyim. Yardım edeceğim sana.'' dedi ona. Kızın yüzündeki acı ve dehşet ifadesi dikkatini çekmişti. Bunlar darp iziydi. Etrafına baktı, kızın teni giderek soluyordu. Bu zavallı, oldukça kötü durumdaydı. Onu tuttu iyice. ''Direnme, her ne arıyorsan seninle beraber geleceğim.'' dedi telaşla. Ama bir yere gideceği yoktu. Sadece onu rahatlatmak istiyordu. ''Şimdi biraz oturmalısın. Seni muayene edeceğim.'' Doktorlar kadar ayrıntılı bilgi bilmese de en azından acil durumları kurtaracak kadar bir şeyler biliyordu. Kızı yere oturmaya zorladı. Ardından bileğini tutarak kalp atışlarını dinledi. Giderek zayıflıyordu. Sonra kızın boynundaki sicim gibi kanı fark etti. Saçlarını çekti ve dehşetle ayağa fırladı. Vampir saldırısı! Sonra kızı kaldırdı kollarından tutarak. ''Hadi gel, yardım bulmalıyız. Senin de kana ihtiyacın var.'' dedi ona. Ardından kızı kucağına aldı. Yürüyecek halde değildi zavallı. Zaten tam olarak kendinde de değildi. Nöbeti bitmişti ama, başka nöbette olanlar da vardı. En yakın hastahane kendi çalıştığıydı. Adımlarını hızlandırdı. Bir taksi çağırdı.

_________________

Bu da ''yetişkin'' gülüşü canlarım s.s:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacqueline Bourbon
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 45
Kan Durumu : Safkan
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Dönüşüm ve Ölüm   Cuma Mayıs 25, 2012 10:24 pm



In these bodies we will live, in these bodies we will die
Where you invest your love, you invest your life
Awake my soul, awake my soul
You were made to meet your maker


Sokak tenhaydı. Kurdelelerin ıslanmış yüzleri artık kırmızıydı. Her kurdele kırmızı olabilir miydi? Daha önce kırmızı değillerdi oysa. Farklı renklerdeki kurdelelerin bordo ve koyu kızıla dönüşünü izlemek bile acı bir duyguydu o an. Ölme hissi uyandırıyordu. Hayır, genç kadında ölme hissini akan kanı uyandırıyordu. Belkide ikizinin o an çektiği acıları hissetmesi de olabilirdi. Bilinci bilincine aktığında karanlığı gördü genç kız. Sonsuz bir karanlıktı sanki gözlerinin önündeki. İkizinin göremediği şeyler vardı. Karanlığın içinde seçemediği bir silüet uzaklaşmıştı ikizinden. Gözleri acıdı bir an. Kan vardı sanki gözlerinde ıslandı. Yanağında süzülürken kandan çok uzak bir şey olduğunu anladı. Ağlıyordu genç kız. Hüznünü kusamadığı, artık çığlığını sessiz sokakta inletemediği için ağlıyordu. İkizine veda ediyordu belkide. Yeşil gözlerini kırpıştırdı. Gelmişti ölme vakti. Saat kulesinde bir çan sesi duydu. Umuda çalıyordu çan o gece diğerleri için. Soğuk gecenin ortasında evinden çok uzakta değildi diğerleri. Yalnız, hırpalanmış değillerdi. Evlerinde oturuyordu kimisi. Elinde sıcak kahvesi pencere kenarında sokağı izliyordu, hatta belki şu anda karanlıktan genç kadını göremiyordu. Belki sevgilisiyle birlikte oluyor, yüzünden akanlar hüznün yaşları yerine mutluluğun teriydi. Oysa öylesine uzaktı ki yerde yatan beyazlamış beden. Teni solmuş, dudakları kurumuştu. Diliyle acı duyarak ıslattı dudaklarını son kez. Ağzından nefes verdi ve soğukluğun yakıcılığını hissetti. Yeşil gözlerini birkez daha yumdu. Belki son kez ikizini görebilmek için bekledi karanlıkta. Oysa hiçbir şey yoktu.

Gelişi güzel bir gülümseme yayıldı yüzüne. Kırık topuklu ayakkabısı elinden kurtuldu. Saten kumaşını yere doğru savurdu. Bilinçsizliğin ölüme gidişi vardı yüz ifadesinde. Boş gözler, derin bir huzur hissi. Belki birazcık acı kalmıştı geriye. Uyuşmuş bedeni mi hissetmiyordu, yoksa acı diniyor muydu saniyeler geçtikçe? Bedeni olmalıydı hissetmeyen. Çünkü kanıyordu hala yaraları. Siyah saçları bile kana bulanmıştı artık. Bir esinti geldi yüzüne, hemen ardından omzunda bir sıcaklık hissetti. Oradan mı başlardı ölüm? Hep kalbinden başlayacağını hayal etmişti genç kız. En çok yorulan organıydı kalbi. Doğruduğundan beri ikizini kaybederse ilk kalbinin öleceğini düşünmüştü. Şimdiyse hala deli gibi atıyordu. Kan pompalamaya inatla devam ediyor, her pompalamada biraz daha kanı ziyan ediyordu. Oysa omzunda oluşan sıcaklık güçlenmişti şimdi. Genç kız sesle anladı birinin olduğunu. Debelenmek istedi ama gerçekten bedeni uyuşmuştu. Hareketsizliği tattı. Hayatı boyunca bir an olsun engellenmemiş hareketleri şimdi kısıtlıydı. Ses bir şeyler anlatıyordu. Hemşire olduğunu söylüyordu ama genç kız biliyordu. Bir muggle ona olanları anlamazdı. Saçmalıyordu. Oturduğu yerde hareket etti, ama hiçbir işe yaramadı. Gözlerini zorla araladı ve kurumuş göz yaşlarından acıyan bakışlarıyla baktı karşısındakine. Kadın mıydı? Sesi erkek gibi geliyordu oysa, güçlü kollarıyla erkek gibi tutuyordu kızı. Neden böylesine güzeldi öyleyse? Kadın olmalıydı. Hayır ses gene konuştuğunda anladı. Erkekti elbette ama çok güzel bir erkekti. İkizi hep yakışıklı olmuştu, karizmatik, güçlü, atletiktik. Genede hiçbir zaman güzel olamamıştı. Oysa karşısında duran adam güzeldi. Neden bunları düşündüğünüde bilmiyordu aslında. Canı acıyordu, ikizinden ayrıydı. Belki şimdi ölmüştü ikizi ama ölse Jacqu'de ölürdü. Demek ki hala sokağın ilerisindeydi. Oysa konuşan ses sahibinin güçlü kollarıyla uzaklaşıyordu şimdi sokaktan. Silkindi bir an, gözlerini kırpıştırarak son gücüyle soludu. "Je dois aller. Laissez-moi, svp. -Gitmem gerek. İzin ver, lütfen.-" Konuşmasından saniyeler sonra anladı soluğu şeyi. İngilizce solumalıydı ama düşünemiyordu artık. Can havliyle bulduğu ilk dilde bir şeyler söylemişti. İkizini kurtarması gerekiyordu. Beyninde ikizim, ikizim diye sayıklıyor ama artık konuşacak gücü bulamıyordu. Son birkez denedi ama fazla güç harcamaktan onu tutan kollar arasında bir anda tamamiyle bilincini kaybetti.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacques Bourbon
Vampir
Vampir
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kan Durumu : Büyücü kökenli
Rp Partneri : Anti rp sevgilisi fan kılap

MesajKonu: Geri: Dönüşüm ve Ölüm   C.tesi Mayıs 26, 2012 11:20 am

Dayanmalıydı, direnmesi gerekiyordu yaşamak için, Jacqueline için. Kendini taşıyan kolları hissedene kadar ayağa kalkmaya, aç bir vampiri doyurduğu bedenini kızkardeşine doğru sürüklemeye çalışıyordu. Kanı çekilmişti ama ikizi sayesinde biraz daha hayat gücü buluyordu. Duvara dayandı kucağa alındığını hissedince. Sonra o his kayboldu, artık boynundaki acıdan, kollarındaki sızıdan başka şey hissetmiyordu. Bir de tırnak izi vardı. Kardeşi korkmuş olmalıydı, haklıydı da. Kendisi de deli gibi korkuyordu şu anda. Sonra az önce yattığı yere baktı. Ah, o çıtırtı asadan gelmişti. Sonra gözlerini kapattı, kendini bıraktı, olduğu yere bir anda yığılıverdi. Yerin soğukluğunu hissediyordu, giderek hassaslaşan koku duygusu, ağzındaki kanın bakırımsı tadını. Tiksinti ile yüzünü buruşturdu, hatırladı ısırıktan sonra olanları. Aptal yaratık, o iğrenç kanını ağzına mı akıtmıştı? Sonra, hisler yavaş bir çekimdeymiş gibi kayıplara karıştı, bilinci dipsiz bir uçurumda yitip gitti.

    Gözlerini yeniden açtığında yakıcı bir ışıkla karşılaştı. Daha sabahın ilk ışıklarıydı ama canını, gözlerini yakıyorlardı. Ayağa kalkmayı düşündüğü an bunu yaptı. En ufak yorgunluk hissetmiyordu. Aksine oldukça dinçti, ancak biraz daha dışarıda durursa yanıp kül olacaktı. Koşmaya başladı, bir iki insansı adımdan sonra kendini iki sokak ötede bulunca durdu ve bunu sindirmeye çalıştı sanki yorulmuş gibi duvara koluyla dayanarak. Nefes almaya çalıştı, olmadı, yapamadı, zaten bunu neden yapmaya çalıştığını aklı almıyordu. Bildiği şey, saat kulesine gidip, bu ışıktan kaçabileceği idi. Ve gideceği yönü kaçırmamak için görüşü artan, ancak yavaştan artan gün ışığı yüzünden körleşmeye başlayan, acıyan gözleriyle hedefini belirledi. Bir an düşündü sadece, halbuki daha koşmaya karar bile vermemişti. Hah, içgüdüler! Şu anda tehlikede olduğundan bu kadar hızlı ve düşünmeden hareket ediyor olmalıydı. Diğer yandan çok açtı, aşırı derecede ağır susuzlukla karışık bir açlıktı. Ancak içi yanmıyordu, daha çok bir acı hissediyordu yaralanmış gibi ve etrafa yayılan diğer kokulara eşlik eden, hafif, buharımsı tatlı bir koku vardı. Saat kulesinin kapısının kilidini kırmakta zorlanmadı bile. Şu anda asası kırık olduğundan büyü yapamazdı zaten. Bu nedenle canı bu kadar yanarken kibar olamazdı. Zavallı Jacques, vampir gibi düşünmeye, bir vampir gibi hareket etmeye başlamıştı ama, artık büyücü olmadığının, farklı bir yaratık olduğunun daha farkında değildi. Saat kulesinin kapısını ardından kapattığında rahatladı. Merdivene oturarak acıyan ellerini, yüzünü ovuşturdu. Derisi biraz tütüyordu, çok da pis kokuyordu bu tütsü ama sağlam, gergin ve sertti şu anda. Ayna aradı, bir ayna görmek istiyordu. Gözlerini açıp kapattı, karanlık olması gerekmiyor muydu şu anda buranın? Sonra, içinde bir öfke bulutu yükseldi. Üst dudağı bir köpeğin vahşiliğinde kalktı, sivrileşen dişlerini ortaya çıkardı. Gırtlağından vahşi bir hırıltı çıkmıştı. Eline geçirdiği bir şeyi,(ne olduğuna bakmadan) ansızın tuttu, fırlattı. Aşırı derecede hırslanmıştı, sanki buraya zorla getirilmiş gibi hissediyordu. Sonra, tatlı bir uyuşukluk kapladı vücudunu. Gerilen bedeni gevşedi, kalkmış, yüzüne vahşi bir ifade veren üst dudağı daha insancıl bir hal aldı. Oturduğu yerde başını yanındaki trabzana yasladı ve bu tatlı uyuşukluğun tadını çıkardı. Fakat açlık hissi giderek artıyordu. Bunun bir çaresini bulmalıydı. Canı herhangi bir yiyecek de istemiyordu şu anda. Havada asılı duran o tatlı buharın kaynağı neyse, ondan istiyordu işte.

    Uyuşukluk tamamen etkisini göstermeye başladığında artık aklı başından iyice gitmişti. Bir şeyler yapma ihtiyacı duyuyordu. İçgüdüsel olarak etrafta dolanmak istiyordu ama dışarı çıkmaya cesaret edemiyordu. Etrafa baktı, sanki ışıklar açıkmış gibi parlak ve netti, ayrıca çok güzel, farklı bir görüntüsü vardı. Ayağa kalktı, arkasını döndü ve merdivenden çıkmaya başladı. Yavaş adımlar attı önce, ardından bir kaç hızlı adım, sonra durdu, bu açlık hissini daha da arttırıyordu. Yavaş adımlar atmaya, teker teker merdivenleri çıkmaya başladı. Gün ışığından da sakınıyordu artık. Gözlerini acıtıyordu en çok. Zaten gerek yoktu ışığa, etrafı aşırı derecede net bir şekilde görebiliyordu. Sonunda, saatin mekanizmalarının olduğu yere varınca durdu, sesler, mekanizmanın çıkardığı gıcırtılardan nefret ediyordu. Kulaklarını kapattı, yüzünü buruşturdu. Burası çok aydınlıktı zaten. Geri döndü merdivenlere. Kulaklarını kapatarak merdivene çöktü, bu sefer duvara yaslamıştı başını. Garip uyuşukluk hala devam ediyordu, halen sarhoş giibydi. Sırıtma yayıldı yüzünde. Neredeyse kahkaha atacaktı. Gözlerini kapattı ve hafif bir uykuya daldı. Eğer biri gelecek olursa kaçacak, saklanacaktı bir şekilde bu yeni hareketlerini kullanarak. Cisimlenmeyi aklına bile getirmiyordu, zaten getirse de yapamazdı ya.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacqueline Bourbon
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 45
Kan Durumu : Safkan
Yaş : 25

MesajKonu: Geri: Dönüşüm ve Ölüm   Paz Mayıs 27, 2012 12:24 am


Güneş tepede parlıyordu hınzırca. Kırların üzerine düşmüş. Yeşil çimler en düzenli hallerinde parlıyorlardı masumca. Ufukta bir kahkaha sesi yükseldi. Geriye doğru döndü koşan beden ve geri geri attığı birkaç adımın arkasından hızını arttı. Siyah saçları koşmasının hızıyla havada süzülürken hiçbir şey düşünmüyordu. Acı da hissetmiyordu zaten artık. Ellerini iki yana açmış, yeşil gözlerini kapatmış rüzgara karşı koşusunu sürdürdü. Etekleri saçları gibi ahenkli geriye savrulurken biçimli bacakları belirginleşti. Elleri belinin iki yanına indi ve ellerini tutarak ilerlemeye başladı. Hızı biraz kesildiği için arkasında bir beden daha çarptı gözlere. Gömleğinin ön düğmeleri açılmış, kaslı vücudu parlayan bir erkek bu. Önünde koşan kıza yeşimek için çabalamıyor gibiydi. Çabalasa zaten yetişebileceğinden emin etrafa bakınarak düzenli mesafede konuşusunu sürdürdü. Öylesine benziyorlar ki birbirlerine gören kardeş olduklarını hemen anlardı. Onlar için daha güzeli ikiz kardeş olmaları. Güneşin kızıllıklarını bıraktığı esmer tenleri bile aynı renkte parlıyor. Siyah saçlarının arasında oluşan, zamanı hatırlatan beyazlıklar bile aynı olacak ileride. Beraber yaşlanacaklar ve ölüm aynanda gelecek bedenlerine. Oysa şimdi yaşama zamanı onlar için. Genç kız kıkırdayarak durdu çimenlerin üzerinde. Ona zarar vermeden yakalayan genç adamla savruldu bedeni yere. Artık rüzgar uğramıyordu saçlarına. Yalnızca kardeşinin okşayışlarını hissediyordu genç kız. Kıkırdayarak uzandı çimenlere, başını kucağına yasladı sevgili ikizinin. Yeşil gözlerini tam tepesine dikti ve konuşmaya başladı.
"Seninleyim Jac. Sonsuza dek."

"Seninleyim Jac. Sonsuza dek."
Hastahanenin soğuk duvarlarını yatakta duran genç kadının yüzü kadar beyazlardı. Kırmızı dudaklarında dökülen sözcüklerle tepesi biraz daha kalabalıklaştı genç kızın. Daha önce kaç kişinin yattığı yatakta şimdi tamamiyle buraya ait olmayan biri vardı. Garip bir yaralanış ve hızlı bir iyileşim süreci yaşıyordu. Doktorlar normalde bunları fark etmeliydi ama başında olan hemşire hiçbir şeye izin vermiyordu. Aslında Jacqu buna minnettar olmalıydı. Çünkü birazcık gözetim altına alınınca o anda normal olmadığını anlarlardı. Oysa genç kız kendine göre bile anormal bir hızda iyileşmemişti bu gece. Bir cadı mugglelara göre daha hızlı iyileşebilirdi ama onca kan kaybına asla bu kadar hızlı iyileşmezdi. Bedeni acı çekiyordu sabahın ilk ışıklarıyla birlikte zaten. Başta eski yaraları sandı başındaki hemşire ama bir anda açılan yeni yanık izleriyle merakı iyice kabardı. Genç kızsa dağlanan bedeniyle açtı gözlerini. Acı bir çığlık savruldu ağzından. Dün geceden beri sakladığı bir çığlıktı bu. Geride bıraktıkları adına bir çığlıktı yankılanan. Giderken yapışıp aldığı kırmızı kurdele düştü elinden. Yere doğru savruldu. Çiçekci kızı hatırlattı başta cadıya, ama hemen sonra acılarıyla birleşti kurdele. Yaşıyordu. Nedenini bilmiyordu ama. İkizi öldüyse ölmeliydi. Demek ki ikizi de yaşıyordu. Onu bulması gerektiğinin farkındaydı genç cadı. Alkolün etkisi hiç üzerinde olmadığı için artık düşünebiliyordu. Başta dün gece gördüğü hemşiyeri gördü gözleri. Adam gerçektende çok güzeldi. Hafifçe gülümsemeye çalıştı ama ağzına gelen garip tatla yüzü buruştu. Gözlerini kıstığında paslı bir tat aldığına yemin edebilirdi. Bu tatla acısı gitmişti garip bir biçimde. Elinde olmadan soluğunu bıraktı dudakları arasından. Hemşire genç kıza yaklaştı, genç kız adamın üstüne atlamak istedi. O hissi daha önce hiç yaşamamıştı. Sex için filan değildi bu istek, yalnızlığını gidermek için sarılmak filanda istemiyordu. Adamı parçalamak istiyordu. Sanki kanını içmek istiyordu bedeni. Çok susamıştı ve suya ihtiyacı vardı. Dudakları hareketlendi. "Su." Soluğunun birkaç saniye sonrasında önüne gelen kağıt bardağa uzandı halsiz eli. Dün geceden kalma tırnakları arasındaki kan izlerini görebiliyordu. Bardağı tutarken gözlerini kapattı. Acıyla doğrulacağını sandı ama hiç zorlanmadı. Belkedi. Başının dönmesi gerekiyordu sanki. Dönmedi. Suyu bir dikişte içtiğinde bardağı adama geri uzattı. Gözlerini kırpıştırdı ama artık yatmaya ihtiyacı yoktu. Hem zaten yapacak işleri vardı. İkizi. İkizini bulmalıydı.

Yatkatan kalmaya çalıştığında adam hemen yakaladı genç kızı. Gidemeyeceğine dair bir şeyler söylüyordu. Genede kız kendinden emin kurtuldu adamdan. Ayakları soğuk, taş zemine değdiğinde titredi bir an. Kendini toparlayarak birkaç adım attı. Son derece iyiydi. Ayakkabıları ondan ayrıydı artık. Bütün yolu çıplak ayak gidemeyeceğine emindi. Asasız cisimlenmeyi deneyecekti bedeni. İşte onu burada yapamayacağını fark etmesi de böyle oldu. Adımları hızlandı, koridora ulaştı. Hastahanenin yeşil, beyaz duvarlarına bakmak bile istemiyordu. Koridorda gördüğü muggleların hep bir sorunu vardı. Kimisi nedeninin bilmediği bir hastalık yüzünden, kimisi kanserden ölüyordu. Jacqu hiç anlamazdı kanseri. Hücrelerin kendilerine ihaneti gibi bulurdu. Mugglelarında kesin baş belasıydı kanser. İşte önünden geçtiği ufak bir kızın kanser olduğuna emindi. Dökülmüş saçlarıyla, çarpık gülümsemesiyle göz göze geldi kız. Jacqu yüzünü astı o an. Yaşayanlar arasında böyle bir kaderi adil bulmuyordu. Aslında ne adildi ki? Jacqu'nun dün gece yaşadıkları adil miydi? İkizinden ayrıydı, ona ihtiyacı vardı ama ulaşamıyordu. Cisimlenecekti, güçsüz düşse bile ikizi için bunu yapabilirdi. En tenha yere ihtiyacı vardı. Ara koridorlardan birine döndü. Bulduğu en kötü odaya girdiğinde uyuyan bir hastadan başka bir şey yok gibiydi. O tarafa gelen ayak seslerini duyduğunda gözlerini yumdu. Elini birkaç kere salladı ve geriye bir rüzgar bıraktı.

Dün gecedeydi gözleri. Yeşil gözler odaklandığı parlak kumaşlardaydı. Kumaşların hiç biri parlamıyordu artık. Saten ayakkabıları köşeye fırlatılmıştı, birinin topuğu kırık. Tozlanmıştı onlarda. Yerde terk edilmiş gibiydiler. Oysa sokak dolmaya başlamıştı. Her gelen yere saçılmış kan izlerine bakıyordu başta. Akıllarından geçen saldırıları biliyordu genç kız. Hasta beyinlerin hangisini beğendiğini düşünmek bile istemiyordu. Ayakkabılarını aldı. Diğerininde topuğunu bir kere bastırarka kırdı. Arnavut kaldırımıydı kaldırım. Güneşten parlıyordu şimdi. Sokağın ilerisinde, saat kulesinin tam tersinde kimsecikler yoktu. İkizi yoktu orada, gitmiş miydi? O halde gidemezdi bir yere. Yerdeki kanları gördü. Kendi kanından çok daha azdı. Birkaç damla belki. Boynuna gittiğinde eli anladı. Varpirdi dün geceki. Gözleri doldu genç kızın. Eli boynunda tek geçmeyen iki kabuk izine tutundu. En köşede bir asa gördü. Kırılmıştı. Biraz ileride vardı diğer asa. Kırılmayan kendi asası. Uzandı, aldı yerden. Ne işinbe yarardı ki artık? İkizini bulamazdı belkide bir daha. Çekip gitmiş bile olabilirdi İngiltere'den. Genede yeni uyanması gerekiyordu. Kendide sabah uyanmıştı çünkü. Düşündü. Vampirlerin güneşi sevmediklerini düşündü. Mantığı saat kulesini haykırdı. İşte o anda kimseyi düşünmeden koşmaya başladı genç kız. Birkaç kişiye çarptı, bir kurdeleye takılıp tökezledi. Çiçekçi kızı gördü sokağın sonunda. Garip bir gülümseyiş belirdi yüzünde. Gerçekten gençti çiçekçi kız. Hayalindeki kadar masum, çiçek satıyordu köşede. Genede koşmayı sürdürdü genç kız. Durmadı, çiçek almadı. Saat kulesine kadar koştu. Kırık kapıyı gördüğünde umudu arttı. Kapıyı iterek içeri girdi. Gözleri karanlık yerleri sakince seçmeye çalışırken güneşi bekledi. Dudaklarını diliyle ıslattı, ses tınısını dengeleyerek haykırdı. "Jacues. Jac!" Ses bekliyordu, ufak bir cevap istiyordu. Umudu bu yöndeydi ve yoksa yıkılacaktı. İçinden bir his burada olduğunu haykırsada emin olamıyordu işte. O anı, o sesi bekliyordu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Dönüşüm ve Ölüm
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Şehirler :: Londra :: Saat Kulesi-
Buraya geçin: