AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kompartıman 8

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
James Reese Parker
Hufflepuff V. Sınıf, Sınıf Başkanı
Hufflepuff V. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 348
Kan Durumu : melez.
Rp Partneri : defni bize tuzlu kahve yapacak. asdfg.
Yaş : 23

MesajKonu: Kompartıman 8   Paz Mayıs 13, 2012 9:19 pm

    Şakaklarına saplanan ani ağrıyı sırtındaki bir başkası izleyince alçak sesli bir küfür savurdu genç adam. Tiz sesini duyduğu çalar saati el yordamıyla, başını gömülü olduğu kumaştan kaldırmadan susturdu. En son ne zaman öğlen olmadan uyandığını hatırlamıyordu bile. Doğrulmaya çalışırken gözlerini gönülsüzce araladı ancak kirpiklerinin arasından giren güneş ışınları beynine bıçak gibi saplanınca pek kibar olmayan birkaç kelime daha mırıldandı. Alnını avuçlarına dayayıp sızının geçmesi için birkaç saniye bekledi büyücü. Derin bir nefesin ardından gözlerini açtığında, bir çöplükten ancak burun farklıyla daha temiz olan bir oda vardı karşısında. Boş bira şişeleri, pizza kutuları, plastik bardaklar ve daha bir sürü ıvır zıvır odanın her tarafına atılmış vaziyetteydi. Alaycı bir şekilde, kendi kendisine sırıttı büyücü. Kardeşiyle beraber kaldıkları diğer yerler düşünüldüğünde, sığındıkları öğrenci yurdu beş yıldızlı otel kalıyordu. Hogwarts kapandığından beri burada kalmayı nasıl becerdiklerinden kendisi de çok emin değildi aslında. Girip çıkanının pek belli olmadığı yurt, bir devlet üniversitesinin büyücünün ne olduğunu bilmediği, her akşam düzenlenen partilere bakılırsa kimsenin önemsemediği bir yaz okulu için açık kalmıştı. James, rahatsız, içki ve yemek lekeleriyle dolu kanepede ilk uyandığında her an sokağa atılacaklarından son derece emindi. Ancak bir haftanın sonunda kimsenin burada gerçekten yaşamadıklarını fark etmediği ortaya çıkmıştı. Öğrencilerin hepsi kardeşlerin bir başkasının arkadaşı olduğunu sanıyordu. Zaten yurdun diğer sakinleriyle yalnızca geceleri görüşüyorlardı ve James, bir köşede kıvrılmak bir yana öğrencilerin böbreklerini alsalar bile o sarhoş kalabalıkta fark edilmeyecekleri kanaatindeydi.

    Yerdeki birkaç plastik tabağı botlarıyla tekmeleyerek ayağa kalktı James. Birkaç dakika boş yurdun koridorlarında yürüdükten sonra raflarında paspasların ve çamaşır sularının dizili olduğu bir malzeme dolabına girmişti. En alt raftan aldığı birkaç şişeyi yere gelişigüzel fırlatan büyücü, rafın gerilerinde meraklı gözlerden gizlenmiş okul sandığını çekti. Kalkan tozları elini, yüzünün önünde sallayarak dağıtmaya çalıştıktan sonra küçük, cam bir şişede duran bir iksir çıkarttı. Canlı bir mor renkte olan sıvıyı kafasına diktikten sonra, yüzünü buruşturup elinin tersiyle ağzını sildi. İksirin tadı rezalet olabilirdi ama akşamdan kalma olduğu durumlarda mucizeler yaratıyordu. İksirin derslerde öğretilmemesi kötü bir şeydi, sonuçta ilk defa bir işe yaramış olurdu belki okul. İksirin boğazında sebep olduğu yanma daha geçmeden baş ağrısı anında dinse de sırtındaki, değil uyumak, oturmak için bile uygun olmayan kanepede geçirdiği birkaç ayın hatırası sızı hiçbir yere gitmemişti. Oflayan genç, sandığı kapatmadan boş şişeyi dağınık yığına fırlatıp dolu bir tane aldı eline. Akşamki partide Mathias, onun içtiğinden her zamanki gibi birkaç kat daha fazla alkol tüketmişti ve eğer kardeşini tanıyorsa, şu anda bu iksire gerçekten minnettar kalacaktı. Cam şişeyi yerleştirdiği cebinde bir dal sigara olduğunu görünce şaşırdı James. Akşam birilerinden otlanmış olmalıydı. Partide kafasını ütülemiş felsefe öğrencisi kız hayatın küçük sürprizlerden ibaret olduğuna dair bir şeyler söylerdi herhalde. Asasıyla sigarayı yakarken tekrar koridora çıkmıştı. Duman detektörlerinin çalışmadığını daha buradaki ilk saatlerinde öğrenmişti kardeşler. Mathias'ın bulunduğu odayı bulabildiğinde sigara çoktan bitmiş ve izmariti büyücü tarafından dikkatsizce yere atılmıştı.

    Dişi bir varlığa ait olduğu her halinden anlaşılan odanın daha eşiğindeyken yüzü bir yastığa gömülü kardeşinin horultusunu duyabiliyordu. Dün gece adamın tam olarak ne derecede alkol tükettiğini hatırlayan büyücü, kardeşinin bir kızla herhangi bir işe girişebilmesinin mucize sayılabileceğini düşündü. Kızlar, kardeşlerin hayatı boyunca sıkıntısını çekmedikleri tek şeydi belki de. Hatırlayabildiği andan beri kardeşiyle ilgilenenler onunla ilgilenenlerin beş altı misli olurdu ancak aralarından her zaman en azından bir gece için popüler çocuğun gizemli kardeşine razı olan birileri çıkardı. Karşısına çıkan fırsatları Mathias kadar sık kullanmıyordu James, tatil boyunca yalnızca birkaç geceyi yurtta kalan kızlardan birinin yatağında geçirmişti. Kızların, onlara söylediği gibi yirmi değil de on beş yaşında olduğunu öğrenseler verecekleri tepkiyi düşünüp kendi kendisine sırıtırken bir koltuğun üstüne atılmış pembe bir yastığı uyuyan adamın üstüne attı.
    "Uyan, Kazanova. Tatil bitti, Hogwarts kızları seni bekler." Adamın homurdanmasına gülerken bir anda kendisine doğru harekete geçmiş yastığı yüzünün birkaç santim uzağında yakaladı. Yastığı almasıyla boş kalmış şarap rengi, yumuşak koltuğa oturup botlarını odanın sahibi kızın tepkisini hayal ederek büyük bir keyifle koltuğun kollarına dayadı. İçkinin sebep olduğu baş ağrısı nedeniyle muhtemelen pek hoş bir zaman geçirmeyen kardeşini daha fazla süründürmemeye karar vererek gömleğinin cebinden çıkarttığı şişeyi fırlattı adama. Aileleri tarafından terk edildiklerinden beri ailesi olarak gördüğü tek kişi Mathias olmuştu ve kendisinden yalnızca iki yaş büyük olan adamın onun için ne gibi fedakarlıklar yaptığının farkındaydı. İçten içe, onun hakkını asla ödeyemeyeceğine inanıyordu James. Hayatı hiçbir zaman mükemmelliğin bir resmi olmamıştı genç büyücünün ancak Mathias'ın cezaevinde ve kardeşinin de ondan ayrı geçirdiği iki yıl, hiçbiri tam olarak sevimli olmayan anılar içerisinde bile acı kalıyordu. Yalnızca kardeşiyle beraberken bile duygularını paylaşma becerisi olmayan James, böyle söylemiyordu elbette. Ancak adamın koluna attığı hafif bir yumrukla da mesajı iletebildiğine inanıyordu.

    "Senin şu hatunun atıştırmalık bir şeyleri var mıdır dersin?"

    Kardeşi yataktan kalkıp giyinmeye başlamışken koltuktan kalkmadan açabilmek için kollarını iyice uzattığı çekmeceyi kurcalamaya başladı. Kadınlar, ayın belli zamanları ve çikolatayla ilgili o kadar efsane varken çekmecede bir parça abur cuburun bulunmaması hayal kırıcıydı. Eline alıp da beğenmediği eşyaları omzunun üstünden attığı yarım dakikanın sonunda pes etti genç büyücü. Yolda bir şeyler ayarlamaları gerekecekti. Bu durumda bile okul trenine ucu ucuna yetişebileceklerdi ancak bu konuyu fazla dert ettiği söylenemezdi James'in. Sandıklarını onları sakladıkları yerden çıkarmaları, politikadan bahsedip durmuş Hintli bir taksici tarafından New York'taki, büyücü kesimin kullandığı bir barın kapısına götürülmeleri (aslında plan metroyu kullanmaktı ancak çıkarlarken Mathias'ın yattığı kızlardan biriyle karşılaşması ve James'in kurbağasının son anda firar etmesi ufak bir gecikmeye sebep olmuştu) sandıkları içeri sürükleyip sonunda uç uç şebekesiyle Londra'ya gelebilmeleri epey bir zaman almıştı ve treni kaçırmak üzere olmalarından ziyade, hala kahvaltı yapmamış olması ilgilendiriyordu James'i. Bir öncekiyle sıkıcılık konusunda yarışacak bir taksi yolculuğu daha atlattıktan sonra, dokuz ve on numaralı peronlar arasındaki duvardan koşarak geçip nihayet kan kırmızısı Hogwarts ekspresini görebilmişti ikili. Yarım saniyelik bir duraksamadan sonra trenin hareket etmek üzere olduğunu anlayan James bir küfür savurdu ve yollarına çıkan öğrencilerin ağlamaklı yakınlarını nazik olmayan bir şekilde iterek kardeşiyle beraber trene doğru koştu. Eksprese çıkan Mathias, platformdan James'in uzattığı, içlerinde değerli pek bir şeylerin olmadığı sandıkları trene aldı. İkinci sandık da yerleştiğinde tren hareket etmeye başlamıştı. Trenle beraber koşturan genç adam kardeşinin elini tutarak son saniyede trene atladı. Doğrulup üstünü düzelten James, kardeşine döndü.

    "En kısa sürede yemek arabasını yağmalıyoruz. Ciddiyim."


_________________

:
 
:
 


En son James Reese Parker tarafından Perş. Mayıs 24, 2012 1:58 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mathias Parker
Yasaklı
avatar

Mesaj Sayısı : 94
Kan Durumu : Melez
Rp Partneri : Hypatia Menandros
Yaş : 28

MesajKonu: Geri: Kompartıman 8   Ptsi Mayıs 14, 2012 1:20 pm


    Sonsuzlukta gibi gözüken bazı hikayelerin her zaman sonu olur aslında. Hiç kimsenin bilemediği sonlar. Onları yaşamaktı beklide hayat,bir yüke katlanmak gibi ağır ve yorucu. Muggleların dediği gibiydi beklide hayat. Sakin, olaysız ve sessiz ama yeri geldiğinde hırçın, parçalayıcı ve kırıcı. Hayat mı bizi yönlendirirdi ya da biz mi onu yönlendirirdik gerçekten bilen kimse yoktu. Ölümden sonra hayat var mıydı?

    Ölümden dönenlerin anlattığı gibi miydi ölüm? Damağına dokunan karanlıkla son bulan,hatıraların önünden geçmesi miydi? Bir ışık görmek miydi? O ışığa doğru koşmak mıydı? Tanrı’nın kim olduğu belli miydi? Onun hakkında anlatılan hikayeler hep doğru muydu? İbadet etmek veya etmemek neyi belirliyordu? Etmeyince onun varlığını inkar etmiyordu ibadet etmeyenler. Aksine ona inanıyor ama yaptıklarından hoşnutsuz gözüküyorlardı. Sorun işte orada başlıyordu, sonsuzluğa doğru sürülecek bir tarlada sadece birkaç yüz milyon insan. Ne fark ederdi, hepsi ölecekti ve bu tanrının elinde olacaktı. Belki de yeryüzünden silinecekti dünya sonsuza dek, ne fark ederdi ki?

    James ve Mathias yıllar önce anneleri tarafından terk edilmiş kendilerine bakmak zorunda kalmışlardı. Bir çok otelde kalmış, beğenmedikleri yerlerden ayrılıp , yeni yerler keşfetmeyi denemişlerdi. Bunları yaparken birbirlerine öyle bağlanmışlardı ki kimse onların eskiden sürekli kavga ettiğine inanmazdı. Son yerleri şimdi kaldıkları yurt olmuştu. Buradakiler onların burada neden kaldıklarını ya da ne ara geldiklerini anlayamamıştı bile. James'in aksine Mathias sürekli içki içmiş ve her seferinde başka bir kadınla beraber olmuştu. Her sabah başka kadınlarla olmak ona acısını unutturmasa da umursamıyordu.

    Hiçbirşeyden habersiz horlaya horlaya uyurken kardeşinin sesiyle gözlerini açmış ve yanında bulunan yastığı ona doğru fırlatmıştı. Yataktan kalkamıyor oluşu geceden kalma yorgunluğun eseriydi belliki. Kısa süre sonra ani bir dürtüyle uyandığında gözleri direkt olarak kardeşinin elindeki şişeye gitmişti. O iksirden her içtiklerinde eskisinden daha iyi oluyorlardı. Kardeşine doğru yürüdükten sonra dudaklarını aralayan büyücü kardeşine dönüp '' Bensiz içmeyi düşünmüyordun değil mi ufaklık '' dedi ve bütün şişeyi kafasına dikti. Eskisinden daha iyi hissediyordu şimdi kendini.

    Kısa bir yolculuğun ardından istasyona geldiklerinde her ikisi de dokuz ve onuncu peronlar arasına hızlıca koşmuş ve Hogwarts ekspresse gelmişlerdi. ellerindeki bavullarla koşmak o kadar zordu ki derin bir ''Off'' çekmişti Mathias. İlk binen Mathias olmuştu ancak kardeşini burada bırakamazdı. O hayattaki tek destekçisiydi çünkü. Kardeşinin elindeki bavulları aldıktan sonra elinden tutup onu da trene çektikten sonra boş kompartımanlardan birine kurulmuşlardı. Kardeşinin son dediğini dikkatle dinledikten sonra cebinden asasını çıkartan Mathias yemek arabasını süren kadını gördüğünde biraz daha yaklaşmasını bekleyerek kardeşine baktı. Araba geldiğinde asasını kadına doğrultan Mathias ''Petrificus Totalus '' diyerek kadının hareketsiz kalmasını sağlamıştı. Kardeşine dönüp '' ziyafet var kardeşim'' dedikten sonra hızla arabayı içeri çekmiş ve kompartımanın kapısını kapatmıştı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kompartıman 8
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sihir Dünyası - İngiltere :: King's Cross Tren İstasyonu :: Hogwarts Ekspresi-
Buraya geçin: