AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Kompartıman 13

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Kompartıman 13   Salı Mayıs 08, 2012 3:24 pm



En son Karina García Dolores tarafından Salı Mayıs 15, 2012 1:31 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Salı Mayıs 08, 2012 3:24 pm

    Karina gözlerini koridorun üzerinden ayırmazken zihninin içerisinden onlarca düşünce geçiyordu. Aralarında en belirgin olanı yolu kapadığı gerçeğiydi aslında, ancak o anda bunu çok da önemsediği söylenemezdi. Yere düşürmüş olduğu küpesinin tekini aramak daracık yerde yeterince zordu, bir de zeminde bulunan halı genç cadının işini daha da zorlaştırıyordu. Küçüklüğünden beri sahip olduğu takılara karşı kabul edemediği bir takıntısı ve özeni vardı. Boynunda demirinin varlığını hissettiği kolye de onlardan biriydi. Şu anda arkasında beklemekte olan öğrenciler ne düşünürse düşünsün, o teki bulmadan yoldan çekilmeyecekti. Birisinin homurdanmakta olduğunu işitirken, kafasını arkasına çevirdi usulca. Gördüğü kısa boylu çocuğun cesaretine hayran kalarak çok yakın bir zamanda onunla tanışacağını hissetti. Zira boyunun neredeyse iki katı birine oflanmak her yiğidin harcı değildi. Seçmen Şapka töreninde Gryffindor’a gireceğine dair şüphe yoktu. Giymekte olduğu cübbenin içerisindeki siyah kravata baktı Karina. İlk senesi, daha burada ilk defa bulunuyordu. Zaten trene biner binmez cübbesini üstüne geçirmesinden belliydi acemi olduğu. Dolayısıyla sabırsız olması gayet doğaldı. On bir yaşındaki bir çocuk ne kadar mantıklı hareketler sergileyebilirdi ki sanki? Karina ona ve arkasındakilere bir incelik yaparak iki saniye trenin duvarına yapıştırdı sırtını. Onu bekleyen üç kişi önünden geçtiğinde yeniden yere çöktü ve gözlerini kısıp, avuç içini halıya sürterek bulmayı umduğu sertliği aradı. Küpe büyük bir şey değildi, küçük yuvarlak bir metal parçasıydı aslında. Ama sonuç olarak manevi değer taşıyordu ve Karina onu kaybederse uğursuzluğun kendisini bırakmayacağından emindi. Önüne gelen sarı saçlarını özensizce kulağının arkasına attı. Yuvarlanmış olma ihtimaline karşılık düşürdüğü noktanın beş metre uzağında arıyordu aslında küpeyi. Bu sırada diğer kulağındaki eşini kontrol ediyor ve onun düşmediğinden emin olmak istiyordu.

    Genç cadının gözleri aynı anda hem çaresizlik hem de kaygı taşıyor olmalıydı. Pes etmenin eşiğine gelmişti ve sinirden ağlamamak için kendisini zor tutuyordu. Çocukça davranıyor olduğu gerçeğini yadsıyor ve koridorun başında gördüğü şeker arabasının ona, fazla zamanı kalmadığını hatırlatmasına izin veriyordu. Artık koridordan çekilmesi gerekiyordu, tutmuş olduğu kompartımana eşyalarını bırakmış olabilirdi ama yorulmuştu. Ayrıca dizlerinin üstüne çöküp uzun süre oturduğu için eklemleri isyan ediyordu. Ayağa kalkıp son bir kez etrafında üç yüz altmış derece dönerek yeri taradı, ancak gözüne bir şey çarpmayınca kapıdan içeri girdi. Şu anda tek olmaya itirazı yoktu, sinirleri bozulmuş olduğu için asabi bir hale büründüğünden emindi. Karşısına kim çıkarsa ona çıkışacaktı muhtemelen. Bunu sorun etmesi için ortada bir gerek görmeyerek kendisini sol taraftaki koltuğa bıraktı, sonrasında cam kenarına doğru kaydı ve dışarıyı izlemeye başladı. Havanın kararmaya başlamış olduğunu görebiliyordu, muhtemelen birkaç saatlik yolculuğu kalmıştı trenin. Karina hafifçe esnerken alnını serin cama dayadı. Ağzından çıkan nefesin buğusunun soğuk yüzeyi yalayıp geçtiğini görebiliyordu ve bunun hala hoşuna giden bir şey olduğuna inanamıyordu. Camın arkasında manzarasının güzel olduğunu inkâr edemediği göl, karşısında çarşaf gibi dümdüz bir şekilde duruyordu. Ancak Karina içerisinin bu kadar sakin olmadığını tahmin edebiliyordu. Büyük balık, küçük balığı yer hesabı. Ya da Kara Göl’de bulunan canlılar gibi daha vahşileri de bulunabilirdi elbette içinde. Suyu da soğuk olsa gerekti bu saatlerde. Karina ürperdiğini hissederken camın kapalı olduğundan emin olmak için pencereyi kontrol etti. Sonrasında koca kompartımanda tek başına olmanın keyfini sürmek için bacaklarını oturduğu koltuğun yanına uzattı. Daha cübbesini giymek için bolca vakti vardı, onun için biraz uyumanın kimseye zarar vermeyeceğini düşünüyordu. Ancak gözlerini kapattığı anda koridordan gelen tıkırtıyı duydu. Şeker arabasının çoktan bu koridoru geçip diğer vagonlara gittiğini sanıyordu Karina. İlk senesinden sonra o arabadan bir şey almaması gerektiğini öğrenmişti. Zira kusmuk ya da kulak kiri tadındaki şekerlemeler ilgisini çekmiyordu genç cadının. Sanki tadı hala damağındaymış gibi yüzünün buruştuğunu hissetti bu sıra. Zihnini başka bir yere yönlendirmek için derin bir nefes aldı. Tıkırtının önemli bir şeyden kaynaklanmadığını tahmin ederek yeniden gözlerini kapadı.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Perş. Mayıs 10, 2012 12:02 am

Nienna’nın elinden aldığı muhteşem ağırlıklı bavula ek olarak kendi bavulu ve kafesinde mırıldanan Thor’la beraber ortada kalakaldı Gwindor. Anneleri artık perona gelmeyi bırakmıştı, zaten çocuklar da artık bunu istemiyordu. Ağabeyleri ise mezun olduktan sonra bir daha King’s Cross’a adım atmamışlardı. İlk senesi olan öğrencilerin yanında gelen anne ve babalar, kendilerini eksprese atmamış olan öğrenci grupları ve çocuklarını uğurlamış ve birbirleriyle sohbet eden velilerin oluşturduğu kalabalığın arasında nasıl olduysa Nienna’yı kaybetmişti Gwindor. Parmak uçlarında dikilip kafaların arasında o dalgalı saçları aramaya başladı. Thor ise sıkılmış olacak ki can sıkıcı sesler çıkarmaya başlamıştı. “Tamam oğlum, kes artık sesini!” Sağ elinde tuttuğu kafese doğru eğilip sesini biraz daha arttırdı. Diğer elinde ise çek-çekli bavulun üstüne yerleştirdiği ikinci bavulu tutmaya çalışıyordu. Bazen bu centilmenlik olayını çok abarttığını düşünmeden de edemiyordu işte. Ne gerek vardı ki şimdi buna? Burnundan derin bir nefes aldıktan sonra bulduğu ilk kapıdan içeri attı kendisini. Dışarıda oluşan kakofoni en azından burada azalıyordu ve Gwindor da kafasını dinleyebilirdi. Bavulları insanları rahatsız etmeyeceği bir köşeye, Nienna’yı bulup almak üzere bıraktıktan sonra Thor’u kafesinden çıkarıp kucağına aldı. Kedi, Gwindor’a doğru tısladıktan sonra başını çevirip koridorlarda dolaşan öğrencileri izlemeye başladı. Genç büyücünün elinden kurtulduktan sonra birilerini yiyecekmiş gibi görünüyordu. Kedinin alnının üzerindeki ‘M’ izini okşadı Gwindor. Ayak seslerini içine çekecek şekilde örülmüş halının üzerinde ayaklarını sürüyerek yürümeye başladı.

İki kişinin anca yan yana geçebileceği koridorlarda hızla ilerlerken bir yandan da kompartımanları kontrol ediyordu. Bazılarında hararetli konuşmalar geçerken bazılarındaysa soğuk bakışmalar hakimdi sadece. O bakışmalarda ise çok daha fazlasının gizli olduğunu tahmin ediyordu genç büyücü. Sağ kolunun arasında heyecanla kıpırdanan kediyi arada sırada silkeleyerek kendine getiriyordu. Annesinin zorla giydirdiği beyaz gömleğin yakasını düzelttikten sonra arkasından gelen heyecanlı çocuğa yol verdi. Geçerken dirseği hafifçe kendisine çarpınca omuzlarını dikleştirip çocuğa gözdağı vermeye çalıştı. İşe yaramışa benziyordu ki küçük çocuk hızla gözden kayboldu. Küçük bir çocuğun kendisine böyle kabadayılık yapması sadece eğlendiriyordu Gwindor’u. İstese tek bir hareketle çocuğu kuklaya dönüştürebilirdi de. Okulun daha ilk yılında böyle davranışlara sahip olması yetiştiriliş şekliyle alakalıydı ve çocuk kendi binasına gelirse ona sevecen davranmayacağından da emindi. Suratında beliren ifadeyi hafifçe silkelendikten sonra hızlıca sildi.

Bir vagon daha geçtikten sonra tren de harekete geçmişti. Thor, trenin harekete geçerken çıkardığı seslerden dolayı rahatsız olunca Gwindor’un elinden kendisini kurtardı ve koridorda küçük çocuk gibi gözden kayboldu. Yakalamak için hamle yapsa da bir kedi kadar hızlı olamayacağını biliyordu, genç büyücü. Şimdi de bulması gereken fazladan bir şey daha vardı. Önüne ilk gelen kapıyı hızlıca açıp içeri göz attı. Kompartımanda tek bir kişi olduğunu görünce yeniden kapıyı kapatmaya yeltendi ama kollarına emir veren beyni şu anda başka şeylerle ilgileniyormuş gibiydi. Cama yakın bir kısımda oturan sarışın kızın anlam vermeye çalışan suratına baktıktan sonra kafasının içinde şimşekler çakmaya başlamıştı genç büyücünün. Karina, Nienna’nın yakın arkadaşı, geçen sene ortak başkanlık, güzel kız, diye düşündü, sanki bilgileri kontrol ediyormuş gibi. Dışarıdan pek belli olmayan bir şekilde kafasındaki düşünceleri toplamak için silkelendi yeniden Gwindor. Kapıya yaslanmaya kalkınca kapıyı tamamen açmadığını hatırladı ama bunun için de geç olmuştu biraz. Arkaya doğru kayarken “Selam!” diyebildi sadece. Topuğunu kapıya vurunca yüzünü buruşturdu. “Ee… Şey… Ni’yi gördün mü?” Elini kaldırıp sol bileğine baktı ama daha önce saat takmadığını da unutmuştu. Suratına çarpık bir gülümseme yerleştirdi. “ Birkaç saattir onu aramaktayım. Sanırım saklambaç oynamak için “biraz” büyüdüğümüzü anlamış değil.” “Biraz” derken parmaklarını havada tırnak işareti oluşturacak şekilde hareket ettirmeye çalışmıştı ama ortaya çıkan şekilden de emin değildi. Bütün yaz kurguladığı an, hiç de böyle değildi. Ve tamamen rezil olmuş sayılmasa da bundan kesin birilerinin haberi olacağından emindi. O Slytherinli kızların bütün okuldan haberleri oluyordu, her nasılsa.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Perş. Mayıs 10, 2012 2:24 pm

    Karina tam uykunun derin dünyasına adım atmak üzereyken kompartıman kapısının gürültü ile açıldığını duydu. Refleksif bir hareketle yerinden zıplarken sesin geldiği yöne çevirdi meraklı bakışlarını. Kalbinin korkudan gümleyerek atışının yankılandığını zannetti bir an, ancak daha sonra sakinleşmek için derin bir nefesi ciğerlerine yolladı. Gelenin Gwindor olduğunu görünce laf etmedi ancak oturuşunu düzeltme gereği duydu. Zira hiç kimsenin yanında yayılarak ve bacaklarını uzatarak oturmazdı, hele ki bu kişi bir erkekse. Gerçi erkeklerin yanında pek oturmazdı Karina. Ortak salonda rahat koltuklar yerine kütüphanenin sıradan sandalyelerini tercih etmişliği olmuştu bu yüzden, ancak bu yüzden pişman olduğunu söyleyemezdi. Geçen seneki başarılı notlarını bu duruma borçluydu herhalde. Yüzüne cana yakın bir gülümseme aşılamaya çalışırken kompartıman kapısına kaçamak bir bakış attı. Onun ayağını çarpış sesini duyarken, bakışları garipleşti. Ancak hiçbir şey olmamış gibi davranan genç büyücününkiler kadar olamazdı. Karina Nienna’nın nerede olduğunu merak ediyordu, zira şu anda bir erkek ile tek başına oturmak istediği söylenemezdi. Yanlarında biri daha bulunursa çok daha rahatlardı genç cadı, ancak gelip giden hiç kimse yoktu. Gwindor'un sorusuna bakılırsa Nienna'nın yerini o bile bilmiyordu. Umutları suya düşen Karina, “Nienna’yı görsem bile sana söyleyeceğim fikrine nereden kapıldın?” dedi yarı şakacı bir tavırla. Zira saklambaç oynanacak yaşı geçtikleri doğruydu ama insanın içerisinde her zaman çocuk olarak kalan bir nokta bulunuyordu. Gerçi o nokta herkeste iğne ucu kadarken, Nienna’da tenis topu kadardı herhalde. Karina gülümsemesini genişletirken; kendi düşüncesine mi yoksa Gwindor’un olmayan saatine bakma çabasına mı karşılık tepki verdiğini bilmiyordu. Herhalde ikisinin de önemli bir payı bulunmaktaydı. Saniyeler hızla geçip giderken genç büyücüye uyum sağlayarak hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başladı. İçinden geçmiyor olsa da ona karşısındaki koltuğu işaret etti başıyla. “Ne… Neden oturmuyorsun?” İlk başta anlaşılmaz hırıltılı bir ses ile konuşan Karina boğazını temizlerken soğuk terler dökmekte olduğunu fark etti. Üstelik içerisi sıcak bile değildi.

    Sonraki dakikalarda gözlerini genç büyücününkilere kaldırırken, onun çoktandır kendisini izlediğini fark etti. Ellerinin titremeye başladığını hissederken, bunu Gwindor'a belli etmek istemediğini hissediyordu. Parmaklarını büküp güçlü bir yumruk yaptı. Zihninden geçmekte olan düşünceler savaşmaktaydı bu sıra. Her erkeğin kötü olmadığını biliyordu, hele Gwindor'un. Ancak Karina bir türlü korkusunun ve aynı zamanda öfkesinin üstesinden gelemiyordu. Kendisine bu kadar işkence etmek hakkı değildi ve görünüşe göre başkalarına da. Belki de tecavüz olayını hiç hatırlamaması daha iyi olurdu. Eskiden erkeklere karşı bu kadar katı değildi çünkü ve olmak da istemiyordu. Ancak travma psikolojisi ile hepsini aynı kefeye koyuyordu, bunun hata olduğunu bile bile. Bu sırada uzun süredir oğlanın gözlerine dalgın bir ifadeyle bakmakta olduğunu fark edince gözlerini kırpıştırarak cama doğru kaçırdı. Zira Gwindor'un bakışları yavru bir köpeği andırıyordu ve Karina onun yanaklarını sıkmak için büyük bir istek duyuyordu. Bu düşüncesi üzerine gülümsemekten kendisini alamadı. Hayal gücü anında harekete geçmiş ve oğlanın yanaklarını sıksa nasıl görüneceğini yansıtmaya başlamıştı zihninin içine. Koskoca yaşıtını mıncıracak değildi Karina, hele onu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Perş. Mayıs 10, 2012 7:27 pm

Sırtını, daha fazla hareket etmediğinden emin olduktan sonra kompartımanın kapısına dayadı Gwindor. Sol elini saçlarının arasına sokup kafatasına giden hava akımını hareketlendirdi. Canı sıkıldığında, bazı şeylere karar vermeye çalıştığında veya “cool” görünmeye çalıştığında sürekli bunu yapardı. İşe yaradığı da söylenebilirdi aslında. Düşüncelerini, dudağını parçalamadan, ya da bir yerlere yumruk atmadan da toplayabiliyordu böylece. Gerçi zihninde dönüp dolaşan düşünceleri hiçbir şekilde toplayamayacağından da emindi. Bir şekilde, saçma sapan hareket etmeyi bırakmalıydı, bunun hiçbir şeye yararı olmadığını biliyordu. Yanağının içini ısırdığında hafifçe inledi ama Karina’nın onu duymadığından emindi. Kız sanki transa geçmiş gibi Gwindor’un yüzüne bakıyordu ama gözlerine değil. Sanki gözlerinin içine değil de burnuna bakıyor gibiydi. Muggleların oyuncu tekniklerinden birini canlandırıyormuş gibiydi. Gwindor ise sadece o gözlerin içine daha da yakından bakmak istiyordu. Biraz daha acele etmesi gerektiğini bilse de kendine hakim olamıyordu. Kontrolü tamamen yitirmişti. Birkaç sene öncesinde yaşadığı ufak kalp kırıklığı yeniden canlandırılıyormuş gibi hissetmeden de edemiyordu. Böyle hissettiğini hatırlıyordu. Belki biraz daha yoğun hissediyor olabilirdi ama bunları hissetmişti. O zamanlar yaptığı salaklıklar pek de umrunda olmuyordu gerçi. Çocuktu nasıl olsa. Ama şimdi sakalları bile çıkmaya başlamış bir insanın bu hallere düşmüş olması insanlara, daha çok da kendisine garip gelebiliyordu. Sağ ayağını kaldırıp hafifçe geriye koydu. Karina’nın vereceği ters bir cevapta kaçıp gidecekti ve yol boyunca da birbirlerinin yüzlerini görmemeyi dileyecekti. Yapabileceği tek şey buydu. Kaçıp gitmek. Sadece başkanlık toplantılarında konuştuğu bir insanla başka ne konuşabilirdi, bilmiyordu. Hoşlandığı bir insanla ne konuşabileceğini de bilmiyordu.

“Rütbem var, bu bilgiyi bana vermek zorundasın.” Rütbesi olduğunu gösteren tek şey, annesinin sabah ütülediği, kollarını dirseğinin üstüne kadar katladığı ve bazı yerlerinde kedi tüyü olan beyaz gömleğiydi. Yukarıdan iki tane düğmesini açık bırakmıştı. Rahat olmayı seviyordu Gwindor. Omzunun üzerinde biriken hayali tozları silkeledikten sonra hafifçe öne doğru eğildi. Ne yapması ya da ne söylemesi gerektiğini bilmiyordu ama bunun havalı görünmesini umuyordu. “Aslında… Nienna’yı bulmam gerekiyor.” Ellerini arkasına götürüp birbirine kenetledi. Yanlış bir hareket yapmak istemiyordu. “Beni bırakıp gitmesinin hesabını vermeli, di mi?” Gözlerini ayaklarına indirdi. Çaresiz kalmaktan nefret ediyordu ama Nienna da başının çaresine bakabilirdi, değil mi? Yani ne olacaktı ki? Dev bir ejderha kalkıp da kız kardeşinin bulunduğu vagonu alıp gitmezdi. Gitmezdi, herhalde. Kompartımanın içine doğru bir adım atıp geriye döndü, kapıyı kapatmak için. Ama Karina’nın kendisine az önce nasıl baktığını hatırlayıp daha rahat bir ortam olması için kapıyı açık bıraktı. Yeniden kompartımanın içine dönüp kendisini koltuğa bıraktı. O ana kadar ne kadar yorulmuş olduğunu anlamamış olsa da oturduğunda bütün bedenini ele geçiren bir yorgunluk hissi vardı.

Yazın büyükbabasının evine gelip giden baykuşun Karina’ya ait olduğunu biliyordu. Nienna’yla durmadan mektuplaşıyorlardı sanki. Tatilin bitimine doğru bir gün baykuş bir kez daha geldiğinde Thor kuşa saldırmaya kalkmıştı ama Gwindor bu sefer atik davranmayı başarmıştı. Kuş biraz afallamış gibi görünüyordu. Ondan sonra da Nienna’ya bir daha mektup gelmedi. Kuşun başına bir şey gelmemiş olmasını umuyordu Gwindor. Yani yolunu filan kaybedip öldüyse, bu Gwindor’un suçu olurdu, kedisine sahip çıkamadığı için. “Ee… Baykuşun nasıl acaba?” diye sordu, gözlerini dışarıda hızla akıp giden manzaradan ayırmadan. Kendisini suçlu hissediyor oluşundan dolayı sesinin çatlak çıkmasını umursamadı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Cuma Mayıs 11, 2012 1:43 pm

    Karina genç büyücünün dediğine sırıtırken eğlenmekte olduğunu fark etti. Belki de tek başına uyuklamaktan daha iyiydi birileri ile oturmak, her ne kadar içerisinin daha kalabalık olmasını yeğliyor olsa da. Gwindor’un kapıyı kapatma girişimini ve sonrasındaki vazgeçişini fark etmişti. Muhtemelen Karina’nın paranoyak bakışları sebep olmuştu buna. Hissettiği şeyleri bu kadar kolayca dışarıya vuruyor oluşundan nefret ediyordu genç cadı. Sanki açık bir kitapmış gibi hissediyordu kendisini. Kimselere söylememiş olmasına rağmen, onların tecavüz olayını çoktan biliyor olduklarını hissediyordu. Ve bu yüzden kendisini suçluyor, karşısındaki kişinin bakışlarından utanç içerisinde kaçmaya çalışıyordu. Ancak çabalarının onu daha da belli ettiğinin farkındaydı ve elinden geldiğince içgüdüleri ile savaşıyordu. Boğazını temizlerken yitirmiş olduğu cesaretinin yerine gelmesi için zaman kazanmaya çalışıyordu. İki sene sonrasında o olayın üstesinden gelebilmek için attığı adımların hiçbirinde başarılı olamamıştı. Yerinde saymayı sürdürüyordu hala ve hayatının sonuna kadar bir adamın kendisini hapsettiği zindanda yaşamak istemiyordu. Zihnini boşaltmak için oturduğu yerde kıpırdandı huzursuzca. Ucunda bulunduğu koltukta daha gerilere doğru çekildi ve giyiyor olduğu açık mavi gömleğin yakası ile kol uçlarını düzeltti. Duyduğu soruya karşılık alaycı bir kahkaha atarken, “Daha iyi olduğu günler olmuştu.” diye cevap verdi. Baykuşunun artık sahibi kadar korkak ve paranoyak olduğunu söylemeyecekti elbette. Nienna’nın evinde başına her ne geldiyse artık kafesinden başka bir yere konmaktan kaçınır olmuştu. Hatta sakarlaştığı bile söylenebilirdi, geçen gün Karina’nın giyinmek için kapağını açmış olduğu giysi dolabına çarpmıştı ve sonrasında tamamen serseme dönmüştü. Gagasını zedelemiş olduğu için genç cadı onu iki hafta eliyle beslemek zorunda kalmıştı. Her ne kadar buna bir şikâyeti olmasa da zorlu bir zaman olduğunu kabul etmeliydi. Şu an oldukça normal günler geçiriyordu baykuşu. Yavaş yavaş da olsa sahibinin başaramadığı şeyi yapıyor, korkusunun üstüne giderek onu yenmeye başlıyordu. Karina gözlerini devirirken Gryffindor’a nasıl seçilmiş olduğunu merak etti, zira baykuşu bile kendisinden daha cesurdu.

    Konuyu değiştirmek için düşünürken aklına kayıp olan küpe teki geldi. Bakışları bir an için kompartımanın açık kapısının dışına yönelse de hemen vazgeçti. Gwindor’un kendisine baktığını fark edince sanki ondan kaçmak gibi bir niyeti varmış diye düşünmemesi için, “Küpe tekimi düşürdüm ve bulamıyorum.” diye açıklamada bulundu. Omzunu silkerken çok şanssız biri olduğunu söylemesine gerek yoktu, zira küçücük bir eşyasına bile sahip çıkmaktan acizdi. Elini sağ tarafındaki saçına götürdü ve onu, kulağını gösterebilecek şekilde perde gibi araladı. Takılı olması gereken küpenin yokluğunu fark etmemek için kör olmak gerekirdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   C.tesi Mayıs 12, 2012 1:21 am

Ellerini oturduğu koltuğa yerleştirip oturuşunu şekilden şekle sokmaya başladı. Baykuşun başına gelen şeyleri söylememeye karar verdi. Bazı şeyleri gizleyebilirdi, değil mi? Yani öyle her şeyi ortada olan bir insan olsa da herkesin sırları vardı. Her ne kadar ufak bir şey bile olsa, şu anda söyleyemeyeceği bir şeydi bu. Kaşlarını kaldırıp dışarıdaki ağaçları filan saymaya başladı ama onu da başaramayacağını biliyordu. Dikkatinin karşısında oturan Karina’ya doğru ilerlediği apaçık ortadaydı. Gözlerini kafasının tepesinden başlayarak aşağıya doğru indirdi. Sarışın kızlara karşı bir zaafı olduğunu mu sanıyorsunuz? Belki de vardı. Ama olay saçlarının renginde filan da değildi. Gözleri Karina’nın gözleriyle buluştuğunda oturduğu yerde huzursuzca kıpırdandı yeniden. İçinden gülümsemek geçiyordu. Gülümsemek istiyordu. Durmadan gülmek, kahkaha atmak. Ve de Karina’yı gülümsetmek de istiyordu. Bu yüzden, kız kahkaha attığında istemeden de olsa gülümsemiş, umutsuz halinden, bu saçma sapan melankolisinden sıyrılmıştı. Belki de Karina kendisini sevebilirdi. Yani, Gwindor’un hoşlandığı, ümit ettiği şekilde bir sevgi. Zor değildi bu, değil mi? Yapabilirdi. Şu zamana kadar birlikte olduğu insanlardan “bazıları” Gwindor’u bir şekilde sevmiş olmalıydı. Karina da sevebilirdi. Derin bir nefes aldıktan sonra sırtını koltuğa yaslayıp hafifçe gerindi. Gömleğinin içinde hiç rahat edemiyormuş gibi hissediyordu. Sanki kolları sıkıyor, boğazı dar geliyordu.

Gwindor’un düşünceleri her ne olursa olsun, Karina rahatsız gibiydi. Sanki burada olmak istemiyordu, ya da büyücünün burada olmasını istemiyor gibiydi. Gidebilirdi. Karina istiyorsa, vakit kaybetmeden ortadan kaybolabilirdi. Kızın baktığı yöne doğru baktı ama görünürde hiçbir şey yoktu. Öğrenciler daha kompartımanlar arasında mekik dokumaya başlamamışlardı. Dışarıdan gelen tek gürültü ise yan taraftakilerin hararetli bir şekilde birbirlerine anlattıkları yaz anılarıydı ama Karina’nın dikkatini çeken şeyin bu olduğunu sanmıyordu Gwindor. Kendisinden farklı olarak kafasını kurcalayan şeylerin aşk hayatıyla ilgili olmadığını düşünüyordu. Bakışlarını kompartımanın girişinden alıp yeniden Karina’ya yönlendirdi. Arap esintileri taşıyan halıya bu sefer daha dikkatli baktı ama ufacık bir küpeyi görmesi, biraz şansa kalmıştı. Hızlıca gözlerini görünürdeki alanda dolaştırdı, parlak bir şeyler görebilmek için ama başarılı olamadı. Saçlarını açıp da boynunu ve kulaklarını açıkta bıraktığında Gwindor kendisinin bir vampir olmasını dilemiyor da değildi. Kafasını sallayıp saçma sapan düşüncelerini uzakta tutmaya çalıştı. Omuzlarını kaldırıp “Çağırma büyüsü?” diye sordu. Daha önce ihtiyacı olmadığı için kullanmamıştı ama böyle bir büyünün varlığından da haberi vardı. Üşengeç büyücüler için çok yararlı bir büyüydü. “İşe yarama ihtimali yüksek. Tabii okul sınırları dışında büyü yapmaktan korkuyor filan da olabilirsin.” Kaşlarını kaldırıp kızı süzdü. Korkmadığından emindi. Neden korkacaktı ki?

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   C.tesi Mayıs 12, 2012 9:06 am

    Genç cadı oğlanın fikri üzerine ciddi ciddi düşünürken neden işe yaramayacağını düşünüyordu. Zira küpe tekini ekspresin içinde bırakıp gitme gibi bir niyeti yoktu, onu bulmadan inmemeye kararlıydı. Başını olumlu yönde sallarken tatlı bir şekilde gülümsemeye çalıştı. “Sence korkabilir miyim?” diye söylendi. Alaycı başka bir kahkaha atarken aslında pek çok şeyden korkuyor olduğu gerçeğini yadsımaya çalışıyordu. Annesinin bağırış çağırışları karşısında pısıp kalıyor olduğunu ya da artık memleketinin sokaklarında tek başına gezinmeye çekindiğini belirtmeyecekti. Zira bunlar kabullenmekte kendisinin bile zorlandığı gerçeklerdi. Sesli bir şekilde yutkunurken bir daha bu düşüncelerinin arasında kaybolmak istemediğini biliyordu. Yavaş bir hareketle asasını çıkardı ve ayağa kalktı. Kompartımanın kapısına doğru ilerleyip gelip giden birileri var mı diye bakındı, zira korkmuyor olsa da yakalanmak istemezdi. Bir Hufflepuff cübbeli öğrencinin kendisinin bulunduğu yöne doğru ilerlemekte olduğunu görünce hızlıca kompartımanın içerisine çekildi ve kapıyı kapattı. Çıkan ses karşısında ürkmüş olsa da hava akışı yüzünden saçı başı dağılmıştı. Çabucak yön değiştiren saçlarını düzeltti ve kompartımanın yarı geçirgen camının arkasından öğrencinin geçmesini izledi. O geçtikten sonra biraz daha beklerken, her nereye gidiyorsa oraya varması gerektiğini düşünüyordu. Bu sırada elleriyle saçlarını tarıyor ve onların elektriklenmesini sağlıyordu. Dönüp arkasına baktığında Gwindor’un kendisine şaşkın gözlerle bakmakta olduğunu fark etti. ‘Ne var?’ diyen bir surat ifadesi takınırken yanlış bir şey yapıp yapmadığından emin değildi. Görünüşe göre oğlanın beklemiş olduğu biçimde davranmıyordu. Ne bekliyor olduğunu merak eden genç cadı omuz silkti fark etmeden, sonra kompartıman kapısının koluna yüklenerek onu bir kez daha açtı. Başını dışarıya doğru uzatırken dengesini kaybetmemek için sol bacağını da on santim kadar havaya kaldırmıştı. Ortamın güvenilir olduğunu fark edince işgüzar bir tavırla sırıttı ve asasını halıya doğru yönlendirdi. Fısıldayarak “Accio küpe.” dedi. Bir an sol kulağındaki küpenin çekildiğini hissederken içinden, ‘O değil be, öteki.’ diye düşünmeden edemedi. Acıyan kulak memesini parmak ucuyla okşarken halıya göz gezdiriyordu. Saniyeler içerisinde ortaya çıkan ve kompartımanın göz alıcı ışığında parlamaya başlayan küpeyi görünce içinin umutla ve bir o kadar da mutlulukla dolduğunu hissetti. Küpenin kendisine doğru uçuşunu izlerken onu atik bir tavırla havada yakaladı. Derin bir nefes alırken rahatladığını hissediyordu, bu yüzden kompartımanın içerisine girdiğinde cana yakın bir gülümseme takındı. Kapıyı kapatırken oğlana bu fikri verdiği için teşekkür etmek istiyordu ancak yakın fiziksel aktivitelerde iyi olduğu söylenemezdi ve kuru bir teşekkür ile de bu işi geçiştirmek istemiyordu. Zira küpenin kendisi için önemini bilmiyordu bile oğlan.

    Ellerini bir önceki kadar sert olmasa da yumruk yaptı ve içinden kendisine cesaret vermeye çalıştı. Çabucak yapıp bitirebilmek için Gwindor'un yanına doğru ilerledi ve yanına yerleşmeden önünde oturmakta olan oğlanın boyuna yetişene kadar eğildi. Oğlanın gözleriyle karşı karşıya gelince bir an kalbinin korkudan ya da heyecandan teklediğini hissetti ancak bu kadarını yapmışken, şimdi vazgeçemezdi. Daha demin sıkmak istediği oğlanın yanağına saniyenin onda biri kadar bir öpücük kondurdu. Onun hissedip hissetmediğinden emin bile değildi ancak Karina oldukça iyi hissetmişti. Göründüğü kadar yumuşak ve sıcak yanaklara sahipti genç büyücü. Ancak kızarmak istemeyen Karina çabucak geri çekildi ve daha demin oturmakta olduğu tarafa yerleşti. "Senin sayende." diye gülümserken, iki parmağının arasında tutuyor olduğu küpeyi gösterdi. Gurur duyduğu bir şey değildi, zira ucuz bir mal olduğu belliydi. Ancak Karina maddiyata değer veren biri olmadığı için, Gwindor kendisini bu konuda garipsese bile önemsemeyeceğini düşünüyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Salı Mayıs 15, 2012 4:52 am

Karina’nın her kahkaha atışında kalbinin sıkıştığını hissediyordu büyücü. Kulaklarından içeri dolan ahenkli sesler, ruhunu ele geçirmekle tehdit ediyordu. Omuz silkip arkasına yaslandı. İçinde dönüp dolaşan merak duygusu, heyecan ve karşısında oturan kıza duyduğu anlamsız özlem, oturduğu yerde rahatsız bir şekilde kıpırdanmasına neden oluyordu. Belli etmemeye çalışsa bile elleri ya da ayakları, bakışları durmadan hareket ediyordu. Kızın korkmayacağını biliyordu zaten. Ama yakalanmak pahasına da olsa ufak bir küpe için büyü yapmak saçma gelmişti Gwindor’a. Yenisini almak çok daha kolay ve olaysız olabilirdi. Gerçi Gwindor da böyle bir durumda bu yola başvuracağından adı gibi emindi. Bir yol ne kadar kolaysa o kadar da sıkıcıydı onun için. Ve Karina da bir nebze Gwindor’a benziyor olacak ki büyüyü yapmaya karar vermişti. En azından Gwindor öyle düşünüyordu bu kararlı tavırlarını izlerken. Kız asasını cebinden çıkardıktan sonra oturduğu yerden kalkıp kompartımanın kapısına doğru yürüdü. Ayak sesleri, Gwindor’a gerçekliğin içinde olduğunu hissettiriyordu. Kendi hayal dünyasında değildi. Cadı, koridora doğru birkaç saniye baktıktan sonra aniden kapıyı üstlerine doğru kapattı. Bir an için Gwindor diğer tarafa bakmıştı ve ardından kapı kapanırken çıkan sesten dolayı da irkilmişti. Kızın yüzünden okunan heyecandan dolayı, ya da sarı saçlarının darmadağınık olmasının verdiği etkiyle Gwindor da heyecanlanmıştı. Kompartımanlarda öğrencileri dinlemek için bir şeyler mi yapıyorlardı acaba da onları büyü yapma konusunda konuşurken duymuşlardı? Ne kadar paranoyakça olsa da böyle bir şeyler yapıyor olabilirlerdi de. Sırlarının çözüldüğünün anlaşılmaması için göz ucuyla kompartımanın köşelerine bakmaya başladı ama görünürde öyle farklı olan bir şey yoktu. Senelerdir bindiği o eski trendi bu. Tek kaşını istem dışı olarak havaya kaldırdı, neler olduğunu anlamak için. Yalnız kalmaları için yapmıyordu herhalde. En azından küpesini almadan yapmazdı bunu, değil mi? Kız, onu sorgular gibi baktıktan sonra yeniden arkasını döndü büyücüye. Bu hareketinden dolayı eğlenmişti Gwindor. Çarpık bir gülümsemeyle neler yaptığını görmek için izlemeye devam etti. Kapının arkasında beliren bulanık gidene kadar Gwindor nefesini tuttuğunu fark etmemişti. Birisinin başı kendisi yüzünden belaya girerse, bu asla kendini affetmemesi için bir neden olurdu. Neyse ki korktuğu şey de gerçekleşmemişti.

Karina kapıyı açıp küpeyi çağıran büyüyü söylerken vücudundan yayılan o gücü de hissetmişti Gwindor. Artık bu onun için sıradan bir şeymiş gibiydi. İlk başlarda sadece hayal ettiği auralar, son zamanlarda kendi teninde dans eder olmuştu. Ya da kendisi hala hayal kuruyordu. Bir önemi var mıydı? Hayır. İnsanlara böyle davranmayı seviyordu. Karina’da hissettiği o rengarenk aura, dipsiz bir kuyudan düşüyormuş gibi etkiliyordu Gwindor’u. Ve sonu yokmuş gibiydi. Ne kadar düşerse düşsün, bir yerlere varmayacakmış gibi. Sürekli onun içinde olacakmış gibi. Ve bir yere çarparak parçalanmayacakmış gibi. Bu sonuncusu “biraz” acı verici olabilirdi tabii. Trenin içine dolan güneş ışığını yansıtan küpe, Karina’nın avucuna düşerken gözleri de küpeyi takip ediyordu genç büyücünün. O kadar parlaktı ki, gözlerini az da olsa kısmıştı. Sürgülü kapı kapanırken gözü hala koridorda, ardından da buzlu camda kalmıştı. Yavaşça bakışlarını Karina’ya çevirdi, göreceği şeyi iyice hafızasına kazımak için. Kız öyle içten gülümsüyordu ki, Gwindor her ne yaparsa yapsın, hareketinin salakça görüneceğini biliyordu. O da sadece gülümsedi. Sabah annesinin başında dikilerek fırçalattığı dişlerini göstererek gülümsedi. Kız önüne gelene kadar ne diyeceğini, muhabbeti ne kadar ilerletebileceğini bilmiyordu. Dahası, artık Nienna’yı da bulması gerekiyordu. Vicdan azabı çekmeye başlayacaktı ve bu da kimse için iyi olmazdı. Ama iyi bir tarafı da vardı, Nienna’nın kafasının etini yemeyi de bırakabilirdi, eğer Karina’yla ilişkileri selamlaşmaktan ileri, Gwindor’un istediği bir tarafa giderse. Koltukta yayılırkenki boyuna gelebilmek için eğildiğinde kızın yeşil gözlerini hiç bu kadar yakından görememiş olduğunu hatırladı. Bugün her şeyin ilki gerçekleşiyordu. Ve bazı şeyleri zorlamamak gerekirdi. Şans çoğu zaman Gwindor’dan yana olurdu ama ya bu sefer Şans Tanrısı onu yarı yolda bırakırsa? Gözlerinde ışıldayan şeylere kendini kaptırmışken aniden yanağında hissettiği öpücükle düşünceleri bir bıçakla kesilmiş gibi hissetti. Ya şimdiydi, ya da hiç. Şunun şurasında iki senesi kalmıştı. Ya Karina’yı bir daha hiç görmeyecekti, ya da iyiye giden bir şeyler olacaktı. Olmalıydı.

Saniyenin onda biri kadar bile sürmeyen öpücüğün ardından Karina, Gwindor’un onu ilk bulduğu haline, biraz daha mutlu, geri dönmüştü. Gwindor ise uzanıp yanağına, Karina’nın temas ettiği yere dokunmamak için kendisini zor tutuyordu. “Bir şeylerini kaybetmeye başlasan iyi olur.” Bu açıkça asılmaktan başka ne olabilirdi ki? Neyse ki böyle şeyleri umursamazdı Gwindor. Tabii diğer, sıradan kızlar için geçerliydi bu. Karina’yla olabilmek için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Diğerleri yalan severlerdi. Kendilerinin tatmin edilmesini. Ama Karina farklıydı. Bunu biliyordu da zaten. Sıradan, egoist bir kız değildi. Ne yapmalıydı?

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Çarş. Mayıs 16, 2012 12:37 pm

    Oturduğu yerde rahatlamak için geriye doğru yayılan Karina, oğlanın söylediği laf üzerine gülümsedi. Belli ki kendisinin hissettiği kadar o da algılamıştı öpücüğünü. Aslında genç cadı dudaklarının karıncalanmakta hissediyordu o an, kendisini tıraş olmamış birini öpmüş gibi hissediyordu. Ama Gwindor’un sinekkaydı türünde bir yüzü ve teni vardı ve bu sabah tıraş olup gelmiş olduğu belliydi. Karina utandığını hissederken başını hafifçe öne eğdi. Bakışlarını koltuğa doğru yöneltirken daha fazla şey kaybetmekle ilgili düşünüyordu. Gwindor, Karina’nın onu bir daha öpmesini mi istiyordu yani? Bu düşünce ile kanının donduğunu hisseden genç cadı aldığı nefesin ciğerlerinde sıkıştığını hissetti. Boğazında oluşan gıdıklanmaya karşılık öksürmek istedi ancak bu isteğiyle savaştı. Oğlanın yanlış bir şeyler algılamış olup olmadığını düşündü, eğer öyle ise bu durumda suçlunun Karina olacağı apaçık belliydi. Zira kız ona fazlasıyla umut vermiş oluyordu öperek. Kendisini biriyle birlikte düşünemiyordu genç cadı. Yaşadıklarından sonra erkeklere aynı gözle bakamıyor oluşunun suçlusu kendisi sayılmazdı. Şu anda travma psikolojisi içerisinde olması normal sayılırdı, gerçi iki sene sonra hala olanlarla yüzleşmekte sorun yaşıyordu. Belki de duyguları o kadar yavaş gelişiyordu ki bir daha asla bir erkeğe aynı gözle bakamayacaktı. Derin bir nefes alırken düşüncelerini rahatlatmak istedi. Nasıl düşünürse öyle olacağına inanmak istediği için kendisine güven depolamaya çalışıyordu. Yeterince delirmiş gibi davranmıştı bugün için, daha şimdiden zihninin çorbaya döndüğünü ve başının zonklamaya başladığını hissediyordu. Dikkatini dağıtmak için sağ elinde duran küpenin üstüne şişesinden birkaç damla su damlattı. Parmaklarıyla üstündeki kirleri ovalarken, kulağına takacağı için hijyenik bir hale gelmesi için uğraşıyordu. Gerçi suyun ne kadar temizleyici etkisinin olduğu tartışılır bir durumdu. Yeniden büyü kullanmak istemiyor olduğu için bu yönteme sadık kalacaktı. Ovaladığı küpeyi elinin ucunda birkaç kez sallarken ıslaklığından arındırmaya çalıştı, sonrasında saçlarını sol omzunun üstünde toplayarak kulağındaki deliği aradı. Küpeyi daha yeni düşürmüş olduğu için delik hala belirgin bir şekilde parmak ucuyla hissedilebiliyordu. Karina yavaş bir tavırla küpeyi kulağına geçirdi ve arkasından bir daha düşürmemek için iyice sıkıştırdı. Olup olmadığını kontrol etmek birkaç kez kontrol etti ve tatmin olduğunda saçlarını düzeltti. Bu arada toplanan gömleğini de beline kadar çekiştirdi ve sanki kendisini koruma altına almak istermiş gibi kollarını göğsünde birleştirdi. Sırtını koltuğa doğru iyice yaslarken gözlerini çekingenlik içerisinde oğlana doğru çevirdi. Onun kendisini izliyor olduğunu tahmin etmek zor değildi, zira kompartımanın içerisindeki tek hareketli varlık kendisiymiş gibi hissediyordu genç cadı. Trenin akışını izlemek ve seslerini dinlemek bile sıkıcı bir hal almaya başlamıştı. Üstelik kim bilir ne zaman varacaklardı? Belki de Karina üstünü değiştirmeliydi, ancak oğlan buradayken bunu yapamazdı. Ve ona kompartımanı terk etmesini de söyleyecek değildi. Derin bir nefes alıp kısık sesle oflarken gözlerini bir kez daha kaçırdı. Ne demesi ya da ne yapması gerektiğinden emin değildi, zaten bir kızla bile sohbet konusu açmada iyi değilken karşısında bir oğlan vardı. Şansı neredeyse sıfırlanmıştı.

    Nienna'nın nerelerde olduğunu düşünürken aklına gelen ilk soruyu sormaya karar verdi. En azından ortamdaki garip ve endişe verici sessizliği bozmak en iyisiydi. Zira Karina tüylerinin diken diken olduğunu hissetmeye başlamıştı. "Ee, tatilin nasıl geçti?" Dudaklarında rahatlatıcı bir gülümseme oluşması için çalıştı bu sıra, kendisininkinin çok ilginç geçmiş olduğunu anlatmak istemezdi zira. Annesi ve babasıyla ne kadar eğlenceli üç ay geçirmiş olduğunu yani. Saçma sapan hareketler içerisine girmiş ve günün yarısına kadar uyumayı tercih etmişti. Ayrıca altıncı sınıf olduğu için ayrı bir ergen havasına girmişti ve bu sene birkaç çocuk ezmenin iyi bir fikir olduğunu düşünüyordu. Gerçi bunda ne kadar başarısız olacağı daha yarım saat önce yol verdiği birinci sınıftan anlaşılıyordu. Hiç tam anlamıyla saygı duyulan biri olmamıştı ki şimdi olabilsin. "Tanrım, fazlasıyla aptalım." diye mırıldandı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Cuma Mayıs 18, 2012 12:32 am

İçinde büyümeye başlayan o ihtiyaç hissini dindirmek için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Karina’ya ihtiyacı olduğunu biliyordu ama bunu böyle dile getirmek kendisini bir sapıkmış gibi göstermekten başka bir işe yaramazdı da. Uzanıp kendi yanağına dokunmamak için yumruğunu sıktı. O öpücük, maçlarda birbirleriyle tokalaşmalarının dışında birbirlerine ilk temasları sayılırdı. Bu kadar yakın olması, Gwindor için hiç de iyi değildi. Bir şeyleri umut etmesine, daha fazla istemesine neden oluyordu. Yeni kesmiş olmasına rağmen tırnakları avucunun içine batıyordu. Derin bir nefes alıp buğulanan görüşünü netleştirmeye çalıştı, Karina’ya doğru bakarak. Nedense bakışlarını kendisinden kaçırmaya çalışıyormuş gibi bir hali olduğunu düşünüyordu genç büyücü. Sanki kendisinden bir nedenden dolayı uzak durmaya çalışır bir hali vardı, Gwindor’un aksine. Gwindor daha fazlasını, yakın olmayı, gülmeyi istiyordu. Yapabilirdi. Ne olursa olsun, yapmayı istiyordu. Yumruğunu biraz gevşetince gülümsemeyi denedi, bir sorun yokmuş gibi. Ama Karina’nın farkına vardığını da sanmıyordu, küpesini içme suyuyla dezenfekte etmekle uğraştığı için. Bu işi neden büyüyle yapmadığını merak etmeden de duramıyordu Gwindor. Sadece suyla elde edebileceği bir şey yoktu. Biraz ıslaklık, belki ama bundan başka bir işe yaramazdı bu. Tek kaşını kaldırıp kızın küpenin üzerinde bulunması muhtemel mikroplarla olan savaşını izledi genç büyücü. Eğlenmiyor da değildi. Mükemmel görünmek için çaba harcayan insanlardan hoşlanmazdı. Onun için insanlar doğal olmalıydı. Karina’nın öyle olduğunu düşünüyordu, doğal. İnsanların hakkında düşündüklerini kafasına takan biri olmadığını düşünüyordu. Gwindor’da yarattığı izlenim buydu. Gerçi Gwindor da insan sarrafı sayılmazdı. Bu yüzden birkaç önemli hata yapmışlığı da vardı.

Kızın sorusuna karşılık hafifçe omuz silkti. Değişik bir şey yaptığı yoktu. Büyükbaba hastalandığı için anneannesinin ondan istediği birkaç bitkiyi almak için birkaç günlük arayışlara girmiş, yaşlı cadılarla tartışmış, inatçı büyücülerle “oyunlar” oynamıştı. Eğlenmemiş de değildi hani ama büyükbabasının hasta oluşu gerçeği işleri aceleye getirmesine neden olmuştu. Şifalı bitkileri özel keselerinde taşımış, rivayetlere göre özel güçleri olduğuna inanılan kuyulardan su çekmişti. Tam da kadim hikayelere yaraşır maceraların başlangıcına benzer şeyler yaşamış olsa da Büyükbaba bir haftaya iyileşmişti. Gwindor da Inglor’un yaşadığı kulübe çakması eve ziyaretlerini aksatmadan devam ettirmişti. Birkaç önemli büyü üzerinde çalışmış, kendi asası üzerinde en yüksek hakimiyeti sağlamak için antrenmanlar yapmıştı. Belki Karina’ya oldukça ilginç gelebilirdi ama Gwindor için sıradanlaşmış bir yaz tatilinden ibaretti bu. Finrod’u görmemiş olması ilginçti tabii. Nedense işlerinin yoğunluğundan yakınan bir mektup yazmaya fırsat bulmuş ve ailesini haberdar etmişti ama o güzel yüzünü göstermeye bile üşenmemişti. Onu merak etmiyor da değildi Gwindor. O bulduğu mektuptan sonra başına bir şeyler gelme ihtimali sanki yüzde iki yüz artmış gibi hissediyordu. Ama o Finrod’du. Ona bir şey olmazdı. Farkında olmadan parmaklarını birbirine kenetlediğini fark etti. Bakışlarını yeniden Karina’ya yönlendirip aklından geçen onlarca düşünceyi bir sıraya koymaya çalıştı. “Büyükbabam hastaydı. Nienna bahsetmiştir. Onunla ilgileniyordum. Farklı, değişik bir şeyler yok. Inglor’un kendince anlamlı bulduğu birkaç deneyde yardım ettim. Kazan filan temizledim.” Gülümseyerek kazan karıştırıyormuş gibi hareket ettirdi ellerini. Inglor’u kazanın başında, Muggle efsanelerinde yansıtılan cadı benzetmesiyle hayal etti. Sivilcelerle dolu yüzü, uzun burnu ve siyah bir cüppe… Inglor’a yakışırdı herhalde. Yeniden geriye yaslanıp başka neler yaptığını düşünmeye çalıştı. Gece yatağına yatıp gözlerini kapattığında Hogwarts’ın Quidditch sahasında zafer turu attıklarında Karina’nın ne kadar muhteşem göründüğünden başka bir şey düşünmediği gerçeğini dile getiremezdi. Büyükbabasının evinde tavana yapıştırdığı parlak yıldızlara bakarken nerelerde olduğunu hayal ettiğini de anlatamazdı. En azından şimdi değil.

Dudaklarını aralayıp Karina’nın yazını sormak üzereyken bir yerlerden tırmalama sesleri gelmeye başlamıştı. Hafifçe öne doğru eğilip sesin kaynağını anlamaya çalıştı genç büyücü. Kapının önündeki herhangi bir şey, istekle kapıyı parçalamaya çalışıyordu. Hızla yerinden kalkıp kapıyı açtı Gwindor. Kapı yana doğru açıldığı anda Gwindor kucağına zıplayan kediyi yakaladı sıkıca. Hafifçe mırıldanan Thor Gwindor’un kucağından kurtulup kompartımanın zemininde dolaşmaya başladı. Büyücü kompartımanın kapısını kapattıktan sonra eski oturduğu yere geri dönmüştü. Kedi birkaç tur attıktan sonra Karina’nın ayaklarına sürtünmeye başladı. “Seni sevmiş olmalı, sanırım. Başka birisine böyle davrandığını görmedim aslında. Anneme bile hırlayıp duruyor.” Gülümseyerek kedinin hareketlerini izlemeye devam etti. Bu kadar rahat olmasına imrenmiyor değildi. Hoşlandığı kıza kendisinden daha yakındı sonuçta. “Senin yazın nasıldı, bu arada?” diye sordu, kıkırdama ve söylenme arasında bir ses tonuyla. Bu kedi büyük bir cezayı hakkediyordu artık.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   C.tesi Mayıs 19, 2012 12:06 pm

    Karina oğlanın dediklerini fazlasından büyük bir ilgi ile dinlediğini fark edince biraz gerileme gereği duydu. İçinden bir ses yaz tatilinde ne yaptığını söylerken, kendisi ile ilgili bir şeyleri duyup yakalamaya çalışıyordu. Ancak beklentilerine karşılık sadece büyük bir hayal kırıklığı almıştı. Neden kendisiyle ilgili bir şeyler duymak istiyordu ki ayrıca, böyle bir şeye hakkı olduğundan bile emin değildi. Sonuç olarak Gwindor aynı binada beş yıl geçirdikleri bir arkadaşıydı o kadar. Geçen sene sınıf başkanlığı görevini beraber yapmışlardı ve onun tartışmaları dışında pek fazla konuştukları söylenemezdi. Aralarında bir tek bağlantı olarak Nienna vardı, bir de ortak dersler elbette. Şimdiye kadar hiç oturup iki laf ettiklerini hatırlamıyordu genç cadı, muhtemelen öyle bir şey olmadığı içindi bu. Nedense özellikle ona karşı soğuk bir tavır takınmakta olduğunu fark etti, diğer erkeklerden de çekindiği doğruydu ancak Gwindor’a karşı özel bir kastı vardı sanki. Ondan korkuyor muydu yoksa sadece en yakın arkadaşının ağabeyi olduğu için dikkatli mi davranmaya çalışıyordu emin değildi. Sonuç olarak aralarında ters bir şey olsa Nienna ile Karina’nın ilişkilerini etkileyecekti bu. Genç cadı, ağabey kardeş olarak onların ne kadar yakın olduklarını biliyordu çünkü ve birbirlerinin düşüncelerine nasıl değer verdiklerini. Onların sahip olduğu türden bir ilişkisi olmasını dilerdi, ancak böyle bir şeyin mümkün olmayacağını biliyordu. Zira şu saatte sonra bir kardeşe sahip olsa bile ona ağabey deme şansı yoktu. Bu düşüncesi üzerine gülümsedi, yüz kaslarının kasılmaktan uyuşmuş olduğunu fark etti bu sıra. Gözlerini bile kırpmadan genç büyücünün suratını seyrediyordu, muhtemelen yine dalıp gitmişti. Ve bu da çok güzel bir tesadüftü ki hep onun suratına bakarken böyle düşünceler nüfuz ediyordu zihnine. Bu sırada kompartımanın kapısından gelen sesler ile irkilirken en sonunda kendisine sakinleşmesi ve durulması gerektiğini söyledi. Gwindor'un kapıyı açmasını şaşkınlıkla izlerken oğlanın kucağına resmen uçarak konan kedi ile karşılaştı genç cadı. Şirin olduğu bir gerçekti üstelik mırlamalarına bakılırsa sıcak kanlıydı da. Onun zeminde küçücük patileri ile yürümesini ilgiyle izledi Karina. Sonrasında bacaklarına sürtünmesini hissederken bakışları oğlana döndü. Kedi dilinden anladığı söylenemezdi Karina'nın ancak şansını deneyerek onun başını sevdi temkinli bir şekilde. Bu sırada elini çekti çekecek bir tavır izliyordu ancak kedi huysuzluk yapmayıp, sevgisini kabul edince genç cadının yüzü neşeyle doldu. "Adı ne?" İlk defa dertlerini unuttuğunu hissederken sevecen bir kahkaha attı Karina. Ancak oğlanın sorduğu soru ile bütün neşesi sönmüş bir balona döndü, ilk önce gülümsemesi silindi sonrasında bakışlarındaki sevimlilik. Eliyle yavaş bir hareketle alnını ovuştururken gözlerini kapadı. Kendi yaz tatilini anlatabilir miydi emin değildi, asıl bilmediği şey ise anlatmak isteyip istemediğiydi. Kendisini tecavüz eden adamı sokak sokak aramış olduğunu söyleme şansı yoktu, zira Gwindor’un o olaydan haberi bile olmadığından emindi. Ya da biliyordu ve bu yüzden genç cadıya bu kadar şefkatli davranıyordu. Bu düşünce ile irkilen Karina gözlerini umutsuzluk içerisinde bir kez daha oğlana dikti. Onun kendisini anlamaya çalışan bakışlarına karşılık yenildiğini hissederken omuzlarının düştüğünü hissetti. Gözlerine dolan yaşları gizlemek için gözlerini bir kez daha kapamayı yeğledi. ‘Harika.’ diye söylendi kendi kendine, şimdi yazın neler yaşadığını çok daha detaylıca sorgulayacaktı genç büyücü. Karina’nın en çok ihtiyacı olan şey de buydu ya zaten. Hatta daha kötüsünü de düşünebilirdi, kendisinin genç cadıyı ağlattığını. Ve bu yüzden ondan uzaklaşma ihtimali de vardı ve Karina içten içe bunun olmasını istemediğinden emindi. Aklına gelen ilk yalanı söylemeye karar verirken boğazının düğümlendiğini hissetti. Gerçekçi bir görünüş sergilemek için yaş gözlerini açtı ve onları birkaç kez kırpıştırdı. Sesini üzgün bir tonun bürümesine izin verirken, aslında bunun için özel bir çaba sergilemesine gerek olmadığını biliyordu. “Büyükannem vefat etti. Yazımın çoğunu kendimi ve annemi avutmak ile geçirdim.” Oğlana yalan söylemek zorunda olduğu için kendisinden nefret ediyordu ancak onun için en iyisi buydu. Belki de Karina için de. Dilinin kuruduğu sıra dudaklarını ıslatma gereği duydu ve saçma sapan bir ortamın oluşmasını sağladığı için kendisine kızarken iç geçirdi. Vücudunun gözyaşlarıyla savaş verdiğini hissederken birkaç kez titrediğini hissetti. Ortamın soğuk olmadığını biliyordu oysaki, ne kompartıman kapısı açıktı ne de herhangi bir cam. Ellerini ısınma amaçlı kollarına sürterken, bir yakınını kaybetmenin insanı delirtip delirtemeyeceğini düşündü. Zira şu andaki davranışlarının normal olduğundan emin değildi. “Ö… özür dilerim.” diye fısıldadı. Kimden özür dilediğini bilemiyordu, onu yanılttığı için oğlandan mı yoksa acı çektirdiği için kendisinden mi…

    En sonunda sol gözünden yola çıkan gözyaşı gömleğinin yakasına düşerken utancından başını önüne eğdi ve yüzünü elleriyle kapattı. Oğlanın ne yapması gerektiğini şaşırmış olduğundan emindi, ilk defa yüz yüze gelip adam gibi konuştuğu bir kızı ağlattığı için kendisini suçluyor olmalıydı. Ya da daha kötüsü gözleri bir Karina’ya, bir kompartıman kapısına yöneliyor ve nasıl bu durumdan ve ortamdan kaçıp gidebileceğini planlamaya çalışıyordu. Genç cadı ondan nasıl şefkat beklediğinden emin değildi, en son bir erkek kendisine dokunduğunda bunun küçük düşürücü bir durumdan fazlası olduğunu biliyordu çünkü. Bu düşünce ile zayıf bedeninin sarsıldığını hissetti, kim bilir nasıl bir görünüş sergiliyordu. Küçük bir kız çocuğu gibi safça ağlamamalıydı, özellikle de Gwindor’un önünde. ‘Safça.’ Kendisine tekrar ederken nefret etti bu kelimeden. Hangi yönden saftı ki o? Düşünceleri de en az bedeni kadar kirliydi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Paz Mayıs 20, 2012 1:11 am

Kedisinin Nienna’dan başka birisine böyle yakın davranıyor oluşu, Gwindor’un da o kişiyle yakın olması gerektiğini kanıtlıyor gibiydi. Kedinin mutlulukla kızın parmakları altında hareketlerini izlerken hafifçe gülümsüyordu genç büyücü. Nienna Karina’yı seviyordu. Gwindor, sevdiğini düşünüyordu. Thor ise resmen aşık olmuştu. “Thor,” dedi büyücü, kedisine bir tanrının, gök gürültüsü tanrısının adını vermiş olmaktan utanç duyarak. Kızardığını düşündüğü yanaklarının görünmemesi için başını hafifçe pencereye doğru çevirdi. Karina’nın cama yansıyan aksini incelemek için iyi bir fırsattı bu. Thor’la ilgilenirken yüzünün aldığı halleri zihnine kazıdı genç büyücü. Gözlerinin önüne düşen saç telleri topluluğunu nasıl kulağının arkasına attığını, gülümsediğinde dudaklarının aldığı şekli, düşüncelere daldığında suratında beliren mimikleri izliyordu. Burada ne kadar süredir oturuyor olduğunu düşünmeye başladı. Nienna hala ortalarda görünmemişti. Bir şekilde kendisini bulabileceğini biliyordu. Böyle bir yeteneğe sahipti ikizi ama Gwindor nedense bu yetenekten mahrum bırakılmıştı. Çok fazla kendisini soyutlamasına fırsat bırakmadan, Thor, genelde tehlike anlamına gelen sesler çıkarmaya başladı. Gwindor, olabilecek her şeye karşı tetikte olsa da kedi halinden memnun bir şekilde oynamaya devam etti. Büyücü, oturduğu yerde öne doğru eğilip Karina’ya biraz daha dikkat kesildi, sorusunun cevabının her bir ayrıntısını yakalamak için. Kızın cevabı az önce kahkahalar atan birisine yakışmayacak bir şekilde, gözyaşlarıyla süslendiğinde Gwindor da ne yapacağını bilememişti. Yani bütün sohbet boyunca Karina’da ters bir şeyler olduğunu düşünmüyor değildi ama ağlaması… Büyükannesi ölmüştü, ağlayacaktı tabii ki. Ağlamak utanılacak bir şey de değildi hem. Gwindor, ağlamayı bir seçenek olarak görmese bile ağladığı görülmemiş bir şey değildi. Yani sadece Finrod filan görmüştü bunu ama ağlamıştı sonuçta. Finrod’un da bir başkasına anlatmayacağından emindi.

Ne diyeceğini, ne yapacağını şaşırmış bir şekilde, bir Karina’ya, bir Thor’a, bir de kompartımanın kapısına bakıyordu, Gwindor. Birisi o an içeri girse, her şeyi yanlış anlardı. Gwindor’un başını yakabilecek bir şeydi bu ama umursamıyordu da bunu. Karina’nın ne kadar üzgün olduğunu görebiliyordu. Bir şekilde hissediyordu bunu. Sol göğsünün altında, bütün bedenine yayılan bir acı hissediyor olması normal miydi? Bacaklarına yerinden kalkıp karşı koltuğa, Karina’nın yanına oturması için emir vermeye çalışıyordu ama şu anda hiçbir kasını hareket ettiremiyordu da. Thor ise kızın ağlıyor oluşundan rahatsız olmuş, kompartımanın içinde dolanmaya başlamıştı. Belki o da üzülmüş, bir çözüm arıyordu. Çözümü ise kendisi bulmak istiyordu Gwindor. Bir kediden daha kahraman olabilirdi, değil mi? Güzel prensesi mutlu edebilmek için her şeyi yapabilecek bir şaklaban gibi hissediyordu kendisini. Korkak ve özgüveni sıfır olan bir şaklaban... Kimseyi eğlendirmeyi başaramayan bir şaklaban... Gwindor’du işte o. Derin bir nefes alıp oturduğu yerden kalktı yavaşça. Sanki vagonun altı açılacak, kendisi de trenin altında kalacakmış gibi temkinli birkaç adım atıp karşı duvara yerleştirilmiş olan koltuğun başına geldi. Karina’yı rahatlatmak için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Nienna ağladığında ona sıkıca sarılır, her zaman yanında olacağını söylerdi. Onu avutmak için söylemezdi bunu. Öyle yapacağı için söylerdi. Canından bile olacak olsa, bunu yapacağı için söylerdi. Ya da annesi ağladığında sarıldığı gibi… Ama Karina’ya sarılamazdı. Korkuyordu. Hiçbir şeyden korkmadığı kadar korkuyordu bundan üstelik. Ya üzüldüğünden daha da şiddetli bir şekilde sinirlenirse, ne olurdu o zaman? Daha fazla düşünmeden kendisini koltuğa bıraktı. Ne olacaksa olacaktı artık. Karina’nın bedeni hıçkırıklarla sarsılırken uzanıp elini tuttu yavaşça. Sert olmamaya çalışıyordu. Onu incitmek istemiyordu. Gwindor’un parmakları, kızın parmaklarına temas ettiğinde oluşan elektriklenme hissini es geçerek oturduğu yerde biraz daha yakınlaştırdı bedenini. “Asıl ben özür dilerim. Bilmiyordum. Üzgünüm.” Ne diyeceğini bilemiyordu. Üzgündü. Çok üzgündü hem de. Karina’nın ağlamasını istemiyordu. Niye böyle bir şey isteyecekti ki hem? Parmaklarını çok fazla hareket ettirmemeye özen göstererek diğer elini cadının çenesinin altına götürüp kendisine bakmasını sağladı. Belki sözleri pek bir şey ifade etmiyor olabilirdi ama gözlerinden bir şeyler anlayabileceğini umuyordu. Ne kadar deli olduğunu değil, tabii ki.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Ptsi Mayıs 21, 2012 2:08 pm

    Karina kafasını kaldırmaya utanırken birden fazla duygunun damarlarında anlam bulduğunu hissediyordu. Kafasını belirsiz bir şekilde sallıyor ve kendisine hâkim olabilmek için çaba gösteriyordu. Ancak ne kadar başarılı olduğu ortadaydı, sanki Gwindor’un karşısında ağlamaya hakkı varmış ya da onun avutmasına ihtiyaç duyuyormuş gibi. Güçsüz bir tavırla iç geçirdi ve birkaç ayak sesi duyduğunda meraklandı. ‘İşte gidiyor.’ diye düşünürken bedeninden bütün umudun çekildiğini hissediyordu, sanki etrafında ruh emiciler varmış gibi. Kısa ve kesik nefesler ciğerlerini dolduramazken vücudunu bir titreme seline daha teslim etti. Ancak saniyeler sonra yanındaki koltukta bir çöküntünün olduğunu hissederken, hiç kapı sesi duymadığından emindi. Bu durumda oturan kişi bir tek Gwindor olabilirdi. Genç cadı içten içe neyin peşinde olduğunu merak ederken onun kendisine doğru uzanan elini fark etti. Teni tenine dokunurken başarısız bir haykırışın telleri süsledi bağrını. Olanların bir tür rüya ya da hayal olmasından korkuyordu ancak genç büyücünün dokunuşu onu aksine inandıracak kadar gerçekti… Çenesi nazikçe tutulup yukarı doğru kaldırıldığında bakışlarını şaşkınlık içerisinde oğlanın güçlü omuzlarında dolaştı, zira onları yukarı kaldırmaya cesareti yoktu. Pencereden giren güneşin yüzünde uzun gölgeler oluşturduğu kirpiklerini kırpıştırdı korkarak. Artık gizleyemediğinden emindi çaresizliğini. Göz bebekleri bulduğu en son umut kırıntısına tutunarak en sonunda oğlanın yüzüne yöneldi. Onun bakışlarının yumuşaklığı ile karşılaştığında aslında bunca zamandır ne aramakta olduğunun merakı ile sarsıldı. ‘Cidden ne arıyorum ben? Sonsuza kadar kaçamam.’ diye düşünmekten kendini alamadı. İlk defa bir erkekle bu kadar yakın dururken delirmiyordu. Normalde karşısında başka biri oturuyor olsa sorununun ne olduğunu sorarak ve ellerini kaba bir tavırla ittirerek çekip giderdi Karina. Ancak şu anda içinden gitmek isteğinin geçmediğini biliyordu, aslında kalıp bu işin devamını görmeyi yeğlerdi. Bu merakı yüzünden kendisine kızarken korkusunu aşmak için en uygun zaman olmayabilirdi şu an, ancak bir başlangıç için oldukça iyi bir seçenekti. Karina’nın gözleri genç büyücünün sert ancak genç cadı için bir o kadar da yumuşamış yüz hatlarında dolaştı. Bir an parmak uçlarıyla erişebilmek istedi onun tenine. Ancak titreyen elini kaldırmayı denediğinde başarısız oldu, eli daha da güçsüz bir şekilde koltuğun üstüne düştüğünde kompartımanın içinde sesi yankılandı. “Senin bir suçun yok.” dedi Karina bitkin ve kararsız bir sesle. “Bu kadar… bu kadar zayıf olmak sadece benim suçum.” derken bakışları yeniden düştü ve göz kapakları neredeyse tamamen kapandı.

    Yaşlar bir kez daha göz yuvarlarını terk ederken, genç cadının sıcaklık ve merhamet arayan aciz bedeni büyücüye doğru sokuldu. Artık sessizce ağlayamayan genç cadının bir şeyler mırıldanan sesi, hıçkırıklarının arasında kaybolup gitti. Oğlana sormadan başını onun göğsüne yaslarken kulağına çalınan kalp atışlarının kendisini heyecanlandırdığını fark etti. Gözyaşlarının gömleğini ıslatıp mahvedeceğine dair küçük bir endişe ile bir an başını geriye doğru çekti, medet uman bakışları onun yüzüne yöneldi. Elgin ve bigâne bakışlarla yargılanacağını sanarken, anlayış karşılaşmayı beklediği en son duygu idi. Minnettar bir gülümseme takınan genç cadı daha deminkinden daha yakın bir şekilde bedenini genç büyücününkine yaklaştırdı. Yanağını onun sert sol göğsünün üstüne yaslarken, sol elini de hemen kafasının hizasına yerleştirdi. Yumuşak bir yumruk yaparken onu, diğer elini de destek almak için koltuğun üzerinde bıraktı. Dizlerini kendisine doğru çekerken derin bir nefes alarak iç geçirdi. Bu sırada genzine kadar dolan erkeksi kokunun düşündüğü kadar kötü olmadığını fark edebiliyordu. Gwindor’un zihinfendar olmadığını umarak başını yavaşça rahat ettirebilmek için kıpırdattı. Duyduğu kalp atışlarının hızlandığını fark ederken sinsi bir gülümseme yerleşti suratına. Gözlerini kapatırken, "Teşekkür ederim." diye mırıldandı. Ve genç büyücünün aldığı hafif nefeslerin ritmine ve huzuruna bıraktı zihnini.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Cuma Mayıs 25, 2012 12:42 am

Cadının bakışlarının kendi suratına, ardından da gözlerine temas edişini izledi, tek bir nefes bile almadan. Hareket edecek olsa, ufak bir nefes alışta bile, her şeyin yok olacağını, toza dönüşeceğini biliyordu. Kızın gözlerinde aradığı neydi emin olamıyordu, acıyı bulmuştu, belki biraz özlem de bulmuştu kendisi için istediği şeyi bulamazdı, biliyordu bunu. Avucunun içinde bulunan eli daha da sıkı bir şekilde kavramaya cesareti yoktu da. Zaten temas ediyor oluşu bile Gwindor’un kalbini yerinden fırlatıp atacak derecedeydi. Gözlerini kızın arkasına doğru yönlendirip sertçe yutkundu, eğer kaybolacaksa, Gwindor görmeden kaybolmalıydı. Neyse ki düşünceleri tamamen yanlış çıkmış, cadı bütün varlığıyla, belki düşünceleri başka bir yerde, yanında oturuyordu. Yazın, büyükbabasının bahçesine, Nienna’yla beraber yaptıkları hamakta gördüğü gündüz düşlerinden birinde olup olmadığını düşünmeye başladı. Büyük ihtimalle öyleydi de. Bu gerçekten gerçekleşiyor olamazdı. Olabilir miydi? Saçlarının diplerinden alnına, aşağıya doğru ter damlalarının akışını hissediyordu genç büyücü. Ellerinin arasındaki nazik eller teması kestiğinde gözlerini cadının gözlerinden aşağı doğru kaydırdı hızlıca. Kızın elleri, oturdukları koltuğun üzerine yığılıp kaldığında Gwindor da hafifçe geriye doğru kaykıldı, kızı rahatsız edip etmediğini anlamak için. Hiçbir tepki alamadığında bunu olumlu algılayıp bir nebze de olsa rahatladı. Oturduğu yerde omuzlarını dikleştirirken kompartımanın içindeki sessizliğin ortasında cadının hızlı ve kesik nefes alış-verişlerini dinliyordu genç büyücü.

“Ben teşekkür ederim,” diye mırıldandı Gwindor, cadı bacaklarını toplayıp kendisine biraz daha yaklaştığında. Ensesinde hissettiği elin sıcaklığı boynuna doğru ilerliyor, nefes alışlarını kontrol edişine engel oluyordu. Bir türlü gülümsemesine engel olamıyor, Karina’nın başını yasladığı yerde son hızla gümbürdeyen kalbini susturmakla uğraşmıyordu. Niye yapacaktı ki? Ellerini çekingen bir tavırla kızın beline ilerlerken bir an tereddüt etti. Bu kadar ileri gidebilmiş olması bile kalbini durdurmuş olması lazımdı şimdiden. Hala hayatta mıydı? Öyleydi galiba. Ya da belli bir dine inananların düşündüğü gibi Cennet’e de gitmiş olabilir miydi? Eğer öyleyse, hemen o anda bütün varlığıyla iman edebilirdi, Yüce Yaratıcı’ya, her kimse. Dudaklarının, boğazının kuruduğunu, ellerininse terden sırılsıklam olduğunu fark ettiğinde Karina’ya belli etmeden bacaklarına sürdü ellerini, terleri yok etmek için. Dudaklarını yaladıktan sonra bütün kompartımanda yankılanan bir sesle yutkundu genç büyücü. Gözlerini aşağıya indirip kıza baktı ama ya bu gürültüyü fark etmeyecek kadar sağır olmuştu, Gwindor’un kalp atışlarından, ya da umursamıyordu. Ellerini kızın beline koyduğunda sanki suyun üzerinde yüzen, kırılmak üzere olan, ufak bir dala tutunmuş gibi hissediyordu genç büyücü. Batmamak için ona ihtiyacı vardı. Ama çok kuvvetli sarılırsa kırılabilirdi de. O zaman ne olurdu? Bir şekilde kurtulurdu Gwindor ama eskisi gibi olur muydu? Gerçi saçma sapan çocuksu bir geçmişi kim ne yapacaktı ki? Şu andan mutluydu. Birisi şu anda kalmaları için bir şeyler yapabilirse çok memnun kalırdı genç büyücü. Ya da tren Hogwarts yerine başka bir yerlere gidebilirdi. Nerede olduklarını merak etti, kaç saattir bu kompartımanın içinde olduklarını düşünerek. Okula birkaç saatleri kalmıştı, tahminince. Ya da daha az. Karina’yla konuşurken zaman üzerinde hiç takılmamıştı. Bir yandan da Nienna’ya duyduğu ihtiyaç su yüzüne çıkıyordu. Onu unutmamıştı tabii ki de ama göz ardı etmiş olması yüzünden suçluluk duyuyordu Gwindor. Gerçi Nienna kendisine hak vermeliydi, değil mi? Gerçi kendisi böyle bir durumda olsa Gwindor çocuğun suratına birkaç yumruk geçirebilirdi. Birisini pataklama düşüncesi daha da gülümsemesine neden olmuştu. Mutluydu. Kedisinden uzun zamandır ses çıkmadığını hatırlayınca kafasını uzatıp kompartımanın zeminine baktı. Karina’nın yerde duran birkaç eşyasının içine girmiş, sessiz mırıltılarla beraber uyuyordu. Kızın beline koyduğu ellerini birbirlerine birleştirip kendisine biraz daha sokulmasını sağladı.

“Senin bir suçun yok, biliyorsun. Thor’un annesi öldüğünde ben de günlerce ağlamıştım. Günlerce! Hamak kurduğumuz ağacın altına gömdük onu. Yani zayıf filan değilsin. Niye zayıf olacaksın ki?” Çenesini kızın saçlarının arasına yerleştirmiş, fısıltılar halinde konuşuyordu. Kendisine hakim olup sustuğu bir anda tek bir damla yaşın yüzünden aşağı süzülüp Karina’nın burnunun üstüne düşüşünü izledi şaşkın bir gözle. Ağladığının farkına bile varmamıştı. Okula başladığı sene aldığı kediyi birkaç sene boyunca nasıl özenle besleyip yanında taşıdığını ve ufak bedenini eliyle kazdığı çukurun içine gömüşünü hatırlayınca istemeden de olsa duygulanmıştı. Daha önce bir hayvana, ya da ailesinden başka kimseye bu kadar değer vermemişti Gwindor ve o küçük hayvanın ölümü günlerce ağlamasını sağlayacak kadar yıkmıştı genç büyücüyü. Arkasında bıraktığı birkaç yavrudan birini ise annesinden daha çok sevmişti. Kedinin yattığı yere ufak bir bakış attıktan sonra sesinin normal şekilde çıkacağından emin olana kadar bekledi. “Ölüme hükmedemeyiz.”

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Çarş. Mayıs 30, 2012 3:27 pm

    Karina gözlerini kapattığı andan itibaren kendisini dış dünya ile bağlantısını kesmiş gibi hissediyordu. Bir erkek teninin kendisine acı verdiğini bilip bir başkasının göğsünde huzur bulmak kendisine o kadar ters geliyordu ki aslında rahatsız hissediyordu kimi zaman kendini. Ancak bunu genç büyücüye çaktırmıyor, sanki gerçekten sevdiği birini kaybetmiş gibi bir acı yaşıyormuşçasına bir görüntü çizmeye çalışıyordu. Aslında kendi yaşadıkları da bundan çok değişik sayılmazdı ona göre. Sevdiği birini kaybetmemiş olabilirdi, ancak sonuç olarak kaybettiği bir şey vardı. Kimisine göre masumiyet, kimisine göre saflık, kimisine göre de namus anlamına gelen değerini, rızasız bir şekilde çaldırmamış mıydı? Bundan çok daha kötülerini yaşayanlar vardı elbette. Genç cadı o kadar çok film izleyip, kitap okumuştu ki tecavüze uğrayıp hamile bırakılan kadınlar hakkında çok şey görmüştü. Çocuğu doğurduğu anda boğazları kesilen anneler hakkında… Vücudunun titrediğini hissederken neden kendisini kötü hissettirmek için uğraştığını anlayamıyordu, zaten her türlü yeterince fazla işkence çekiyordu. Düşüncelerini başka yönlere döndürmek istediğinde Gwindor’un sesini duydu. Onun kendisini önemsediği o kadar açıktı ki genç cadı bir an cidden birileri tarafından önemsendiğini hissetti. Ne annesi, ne de babası tarafından yeterince ilgi görmemiş biri olarak bu durum onun için o kadar yeniydi ki bu olguya alışmak onun için fazlasıyla güç olacaktı. Arkadaşları olmuştu elbette hatta hala vardı etrafında birkaç tane ancak hiç bu kadar kendisine değer verildiğini hissetmemişti Karina. Sanki oğlanın teninden bu bir tür enerji olarak çıkıp kendisine ulaşıyordu da kendisini bu kadar güvende hissediyordu. Gwindor’un etrafında hiçbir tehlikenin bulunmadığını düşünüyordu, ancak zihninde asıl tehlikenin o olabileceği uyarısı vardı. Genç cadı burnuna düşen gözyaşı ile yaslandığı yerde irkilirken, oğlanın göğsüne koymuş olduğu eli ile ıslaklığı sildi. Gözlerini kaldırıp onun yumuşak bakışlarına döndürdü yüzünü. Onun hayvanlarına verdiği değeri duymak şaşırtıcı bir durumdu. Genç cadı şimdiye kadar bir sürü evcil hayvan beslemişti ancak hiçbirini kendisine yeterince yakın hissettiği olmamıştı. Çoğunlukla derslerde ve haberleşmekte kullanmak dışında umursamazdı bile. Elbette onlar da bir canlı olduğu için yeri geldiğinde onları besler, sularını önlerine koyardı. Ancak çok küçükken bile beslediği kediler kendisinden haz etmezdi. Kucağına çıkmaktan bile korkarlardı, sanki Karina onlara zarar verecekmiş gibi. Herhalde o zamanlarda yamyam gibi bir görüntü sergiliyordu genç cadı, zira sokakta arkadaş aradığında bile birilerini bulmakta güçlük çekerdi. Oysaki şimdi, görüntüsünü düşününce bu olanların sebeplerini anlayamıyordu. Aksine oldukça masum bir yüzü vardı, bakışları da ne fazla sertti ne de fazla davetkâr. Belki de insanları kendisinden uzaklaştıran şeyler davranışlarıydı. Oysa genç cadı şimdiye kadar hiç hırçın ya da çirkef davrandığını hatırlamıyordu. Aksine arkadaşları mızıkçılık ya da haksızlık yaptığında, dışlanmamak için boynunu eğer ve kendisini ezmelerine izin verirdi. Fakat her halükarda suç yine onun üstüne binerdi. Bir kere bir çocuk bisikletten düşüp kolunu kırdığında, Karina’yı suçlamış ve annesine, genç cadının kendisini ittiğini söylemişti. Sırf kadın oğluna inandığı için, kızın annesi ile konuşmuş ve onun ceza almasına neden olmuştu. Her şeyden öte insanların kendileri hakkında düşündüklerini önemseyen annesi zaten kızını odasına kapatmak için sebep ararken, durumdan fazlasıyla hoşnut olmuştu. Karina şimdi hatırlıyordu da doğum gününü de odasında tek başına kutlamıştı o sene. Zaten evde tek hatırlayan da oydu herhalde.

    Bütün bu düşüncelerin kendisini üzmesine izin vermeyecek kadar büyümüştü oysaki. Ailesini yargılayarak onları değiştiremezdi, sadece kendisini daha çok hırpalardı. Hem onlar kızlarını bu kadar düşünmezken, genç cadı düşüncelerini daha önemli şeylere ayırmalıydı. Şu anda sarıldığı oğlana mesela… “Bu konuyu kapatalım.” dedi, oğlanın kendisinden daha fazla üzüldüğünü fark ederek. Oysa onu ağlarken görmek, hele konuyu açan kendisi ise, görmek istediği en son şeydi. Keyfini getirmek için komik ve ilginç bir konu açmak geldi genç cadının aklına. Birkaç saniye zihnini taradı ve ortak anılarına odaklanmayı seçti. “Yazları kendine ne yapıyorsun sen?” diye sordu yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirirken. Sanki oğlan özellikle kas çalışıyordu da her geçen sene omuzları genişleyip, boyu uzuyordu. Abartısız bir şekilde kıkırdadıktan sonra, “Birinci sınıfta aynı boydaydık dedi. Şimdi ise aralarında yirmi santimden fazla bir mesafe vardı. Karina'nın onunla karşı karşıya durduklarında sırf göz göze gelebilmek için kafasını göğe kaldırır gibi yukarı çevirmesi gerekiyordu. Aslında bu konuya itiraz edecek değildi, cinsiyeti gereği Gwindor'un daha uzun boya sahip olması gerekirdi. Şimdi düşünüyordu da birinci sınıf oldukları o günler ne kadar uzakta görünüyordu. Karina’nın Gryffindor’dan tanıştığı ilk kişiydi oğlan. İyi ki de tanımıştı aslında onu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   C.tesi Haz. 02, 2012 12:35 am

Gözlerinden akan daha fazla gözyaşının kızın o masum ve üzgün yüzünü kirletmesini engellemek için birkaç kez kirpiklerini kırpıştırdı genç büyücü ve düşüncelerini de şu anda düşündüğü o ufak bedenden ve cenaze töreninden uzaklaştırması gerekiyordu. Bunun kolay olmayacağını bildiği için sessizce yazın yorgunluktan ölürken yine de kahkahalarla gülmesine neden olacak şekilde eğlendiği zamanları hatırlamaya çalıştı. Bütün sabahları Finrod’un kılıç eğitimlerine, öğlenlerini Inglor’un büyü araştırmalarına ve gecenin körüne kadar -büyükbabası artık erken uyuyakalmaya başladığı için bu 12’yi bile bulmuyordu- Nienna’yla beraber büyükbabasından hikayeler dinlemeye ayırmıştı. Nienna’yı soğuk suyun içine fırlatması ve ertesi hafta boyunca hastalanan kız kardeşine kendi yavrusu gibi bakması, komikti mesela. Burnu durmadan akmıştı kızın. Kız kardeşini içine attığı gölün suyu, her nedense sürekli serin ve berraktı, üzeri buz tutmadığı zamanlarda. Sonbahar, kış ve ilkbaharın ilk aylarında o büyük gölün yüzeyi buz kaplı olurdu, yazları ise buz tamamen ortadan kalkardı ama su serinliğini kaybetmezdi. Finrod’un işi çıktığında -ve genelde Inglor’un da aynı gün işi çıkıyordu, her nedense- bütün günü boş boş geçirmek yerine kız kardeşiyle bu gölde balık tutardı. Bu konuda pek yetenekli olmasa da -parmaklarına batan iğneler bunun bir göstergesiydi tabii- kız kardeşi bundan hoşlanıyordu ve onu eğlendirmek için her şeyi de yapardı. Bazı eğlendiğini sandığı ama aslında korktuğu zamanlar da olmuştu, göle bakan bir tepeden suyun içine atlaması gibi ama o zaman da Gwindor eğlenmişti. Düşüncelerinin arasında saçma sapan yerlere atlayıp dururken yan pencereye gelip duran baykuşun sahibesi hakkında düşündüklerini de su yüzüne çıkarmıştı. Okulun kapanmasına yakın bir süre kala kıza ilgi duymaya başlamıştı. Bunu inkar edemezdi tabii ki. Belli etmemek için onca çaba da işe yaramıştı. Quidditch kupasını almaları, dersler filan derken aklını kızdan uzak tutabilmişti. Ama işte Gwindor buradaydı. Karina da. Ve kollarının arasındaydı. Hiç bırakmayacakmışçasına sarıldı kıza.

“Kapatalım,” diye fısıldadı, kız kendisine bakmadığı bir anda, gülümseyerek. Karina’nın üzülmesini istemiyordu ve bu ölüm mevzuları kızın canını çok yakıyordu belli ki. Bunu istemiyordu Gwindor, hiç de istememişti zaten. Birkaç sene birkaç kelimeden öteye gitmiş olmasa da muhabbetleri ona bir şekilde saygı duymuş genç büyücü. Kız kıkırdarken kendisi de istem dışı sırıtmaya başlamıştı. Yazın yaptığı şeyleri söylese, büyük ihtimalle kız kendisini deli filan zannedebilirdi. Yani normal olan bir çocuk, yazın gidip denize filan girer, kızlarla flört ederdi. Gwindor’un flört ettiği şeyler ise dişi varlıklar değildi. En azından şu ana kadar… Karina’nın etrafına sarılmış olan sol kolunu kaldırıp pazısını şişirdi. Çenesiyle kolunu gösterip “Odun kesiyorum, bilmiyor muydun? Kış için hazır olsun filan diye işte.” Belki mantıklı bir açıklama olmamıştı ama kız da onun espri yaptığını düşünebilirdi. Çoğu zaman böyle saçma sapan espriler yaptığı oluyordu Gwindor’un. Okula ilk başladıklarında yaşıtlarından kısa bile sayılabilirdi, neredeyse. Şimdiyse çoğuna yukarıdan bakıyordu -gerçek anlamda. Öne doğru eğilip çenesini kızın sarı saçlarının arasına dayadı yeniden. Burnundan içeri doluşan kokuyla kendinden geçmeye hazırdı. Nerede olduklarını merak edip camdan dışarı göz attı. Güneş aşağıya doğru inişe geçmişti çoktan. Bu da yolun yarısını tamamladıklarını gösteriyordu. Nienna için endişelenmeye başlıyordu. Şimdiden kendisini aramaya çıkmış olmalı ve bir şekilde de bulmalıydı. Acaba kalbinin bu sersemce çarpıntılarını da hissetmiş miydi? Karina’nın hissettiğini biliyordu tabii. Kulağının dibinde bir davul gümbürdüyordu. “Sen de pek bir ufak kaldın aslında.” Gülümseyerek dudaklarını kızın saçlarının arasına yerleştirdi. İleri mi gidiyordu bilmiyordu ama bu histen hoşlanmıştı da.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Paz Haz. 03, 2012 1:29 pm

    Genç cadı dudaklarına eğlendiğini belli eden bir gülümseme yerleştirirken, Gwindor'u elinde balta ile hayal etmeye çalışıyordu. Muhtemelen filmlerde izlediği psikopat katillere benzemezdi. Gerçi istese olabilirdi pekala. Karina onu o halde düşünmenin ürkütücü olduğunu biliyordu. Zaten upuzun boyu ve iri cüssesiyle karşısındaki korkutmakta güçlük çekiyor olamazdı. Eline sivri bir alet almadan da yeterince korkunçtu. Tabii yüzündeki ifade ile gözlerindeki yavru köpek bakışlarının sahip olduğu yumuşaklık olmasa. Genç cadının ondan korkmamasının asıl sebebi buydu belki de, onun çok vakit geçirmiş sayılmazdı şimdiye kadar. Ancak ondan zarar görmeyeceğini hissedebiliyordu. Etrafına yaydığı enerji o kadar güçlüydü ki muhtemelen peşinde bir sürü kız dolanıyor olmalıydı. Eh, Nienna değildi elbette genç cadının aklından geçenler. Kız kardeşinden başka, Gryffindor'lu ya da başka binalardan olan kızlar. Karina'dan katbekat daha güzel yüze, çok daha çekici bir vücuda ve tek bir hareketi ile peşlerine onlarca erkek takabilecek kadar cazibeli olanlar vardı Hogwarts'ta. Genç cadı her sene, büyüdüğünde kendisinin sahip olduğu güzelliği geride bırakacağına emin olduğu birinci sınıflarla karşılaşıyordu. Üstelik onlar kendisinden beş yaş daha genç oluyorlardı bu durumda. Şu zamanda büyük olmak bir marifetti ancak ileride, genç cadı sıfatının önünden genç kaldırıldığı zaman onları daha çok kıskanacaktı. Gerçi Gwindor'un birinci sınıf kızlara asılacak kadar düştüğünü zannetmiyordu, bu resmen sübyancılığa girerdi zaten. Ancak onlara kardeşiymiş gibi bakar ve sınıf başkanlığı sıfatını da kullanarak yardım ederdi. Daha fazlası Karina'nın midesinin alt üst olmasına yetecek kadar iğrençti. Gwindor hakkında böyle pislik şeyler düşünmeye nereden başladığını anlayamadı, belki de içten içe onu kıskanıyordu. Nienna'yı kıskanıyor olabilir miydi? Hayır, sahip olduğu aile içerisinde bir erkek kardeşe sahip olmak istediği en son şeydi. Zaten cinsiyetçilik yapan ailesinin, kendisini daha da hor görmesine katlanamazdı. Tabii böyle bir şey mümkünse...

    Bunları kafasından atmak için bir kez daha kıpırdandı. Oğlanın dudaklarını saçlarının arasında gezindiğini hissederken hala neler olduğundan emin değildi. Onu cesaretlendiriyor olabilir miydi böyle bir şey yapması için? Rahatsız olması gerektiğini biliyordu Karina, zira oğlanın kendisini kullandığı hissine kapılmıştı. Ancak huzursuz olamayacak kadar iyi hissediyordu kendisini. Hem dönüp ona ne diyecekti ki şu saatten sonra? Dudaklarına sahip ol mu? Kulağa ne kadar çılgınca geliyordu ve aynı derecede saçma. "Sen kalıp savaşırken, ben kaçarım işte. Ufak kalmak bir avantaj benim için." Onu denemek için kafasını kaldırdı, yüz ifadesini görmek istiyordu zira. Bakışları ilk önce oğlanın dudaklarına odaklandı fakat saniyesinde yukarıya, gözlerine kalktı. "Ne o, uzun kızlardan mı hoşlanıyorsun yoksa?"

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Ptsi Haz. 04, 2012 1:40 am

Ortam ne kadar da ısınmıştı böyle? Kıza temas eden her yeri, parmakları, elleri, kolları, bacakları, göğsü, her yeri, orada bir yerlerde Cehennem varsa, oraya düşmüş gibi yanıyordu. Kulaklarının ve yanaklarının kızardığını hissediyordu genç büyücü. Geç bile kalmıştı aslında bu kadar yanmak için. Birkaç aydır yanında olmak istediği birisinin yanında olması belki de hayal ürünüydü sadece. Ama bu kadar uzun süren bir rüya da görmemişti. Tamam, uçuk kaçık şeyler görüyordu tabii ki ama onlar bu kadar gerçek miydi? Gerçek olmasını diliyordu hala içten içe Gwindor. Ne kadar zamandır aynı pozisyonda oturduğunu bilmiyordu ama birkaç yeri uyuşmuştu bile. Bir rüyada ya da hayalin içinde olup olmadığını anlamak için en kolay ve en çok tercih edilen ve herkes tarafından işe yaradığı söylenen yöntem olan kendini çimdiklemeyi seçti genç büyücü, belki işe yarar da büyükbabasının evinde uyanır diye. Öyle olursa bu dönem okula gelemeyecek kadar yıkılmış olurdu herhalde ama denemeliydi. Bazı şeylerin gerçekliğinden emin olmalıydı. Kızın arkasında birleştirdiği ellerini serbest bırakıp sol dirseğine doğru uzandı. Tırnaklarını etine hafifçe geçirirken kontrolsüz ve mırıltı halinde inlemişti genç büyücü, cadının farkında olmamasını dileyerek.

Kendisini bir yaratığın karşısında, Karina’nın hayatta kalması için savaşırken hayal etti. Bunu yapardı, değil mi? Ondan hoşlanıyordu. O birinci sınıfta, şu anda adını bile hatırlamadığı kızdan bir zamanlar hoşlanmış olduğu gibi hoşlanıyordu cadıdan. Bu, onun için kendi hayatını da tehlikeye atacağı anlamına mı geliyordu? Yapardı. Şu an sorguluyor olabilirdi ama o an gelip çattığında, belki Karina onu bırakıp bir Ravenclaw züppesine gitmiş olsa bile, bir an bile sorgulamadan tehlikenin önüne atlardı. Kaybı ne olurdu ki? Çok da önem vermediği bir hayatı kaybederdi sadece. Hem savaşta ölecek olsa, onurlu bir şekilde, Odin onu yanına alırdı, diğer savaşçılarda olduğu gibi. Bu kayıptan çok kazanç olurdu. Büyükannesinin içmeleri için hazırladığı ve Gwindor’un içerken ya da içtikten sonra hiçbir rahatsızlık hissetmediği tek içki olan bal likörü içerdi, sonsuza dek. Yani Ragnarok’a dek… Ona daha çok vardı, değil mi? Yani en azından birkaç yüzyıl filan. Loki’nin işlerini gerçekleştirmesine daha çok olmalıydı. Odin bizi korusun, diye düşündü, ürpermesini içeride tutmaya çalışarak. Çenesinin altındaki hapsinden kurtulan cadı gözlerinin içine baktığında kendisini savunmasını tamamen indirmiş halde bulmuştu Gwindor. Bir savaşçı için en büyük kayıp buydu herhalde. Elindeki tek silahı ela gözleri -tabii şu sıralar delici bir yeşilliği vardı- sarı saçları ve güzel bir kokusu olan bir dişi tarafından tamamen etkisiz hale getirilmek… Sadece gözlerine odaklanmışken kızın dudaklarının hareket ettiğini bile fark etmemişti. Hatta trenin o gürültüsünü bile duymayı unutuyordu, çoğu zaman, cadıya odaklanmışken. Kendisini suçlarmış gibi birkaç kelime duyduğunda yüzü asılmıştı genç büyücünün. Öyle bir şey ima etmemişti. Ses tonunda mı bir hata vardı yoksa? Normalde olduğundan farklı bir şey yoktu. Tabii Karina’nın yanında ne zaman normal olmuştu, belli değildi. Hiçbir zaman, olmalıydı bunun cevabı. Onun yanında, ya da çevresinde bulunduğu hiçbir zaman, normale yakın bile değildi. Ya aşırı soğuk ve ciddi oluyor, ya da kapıda ilk belirdiği zamanki gibi kendi hareketlerini kontrol edemiyordu. Gözlerini kızın gözlerinden zorla da olsa ayırıp kompartımanın camından ileriye, dışarıda ilerleyen ormana dikti. Oyunu için bunu yapması gerektiğine inanıyordu. “Ya evet, buz devlerinin dişileri duyduğuma göre oldukça çekici oluyorlarmış. Ah bir tanesiyle karşılaşsaydım keşke…” Bundan önce yeteri kadar kızla birlikte olmuştu elbette ve hepsi de ya kendisiyle aynı boyda, ya da kısaydı. Ve şu durumda kendisinden uzun bir kız, ya dev olurdu, ya da yarı-dev. Buz ya da ateş devi/yaratığı filan da olabilirdi. Hangisi daha iyiydi, emin olamıyordu. Bir devle birlikte olma fikri hiç de çekici gelmiyordu şu anda genç büyücüye, özellikle de kollarının arasında aklındaki tek kişi varken. Bir buz devi ise tamamen saçmalıktı. Oğlunun Asgard’a -kendi hayatında Midgard’a- ihanet etmesini istemezdi elbette. “Ama soğuk olur onlar şimdi. Yapamayız.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Karina García Dolores
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
Gryffindor VI. Sınıf, Sınıf Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 1537
Kan Durumu : Safkan.
Özel Yetenek : Veela, Meta.

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Çarş. Haz. 06, 2012 10:05 am

    Karina oğlanın soruya bilerek cevap vermek isteyip istemediğini anlayamadı. Daha çok sanki konuyu saptırmaya çalışmıştı. Onun ne tür kızlardan hoşlandığını neden merak ediyordu ki sanki genç cadı? Üstelik kendisinde nasıl bir hak görmüştü de oğlanın göğsüne uzanmıştı? Onu uzun süredir tanıyor olabilirdi ancak ne yakın arkadaşlardı, ne de sevgili. Nienna sayesinde kendisine bu kadar güvenmiş olabilir miydi? Onun bir ağabey koruması altında olmasından her daim hoşlanmıştı zaten. Ancak genç cadı hayatında bir erkek kardeş istiyor olduğu kadar aynı zamanda istemiyordu da. Elbette hayatında yeri geldiğinde gülüp eğlenebileceği, yeri geldiğinde de tartışıp sonrasında barışabileceği biri olsun isterdi. Hem bir ağabeyi olsa, iki sene öncesindeki o olay yaşanmazdı belki de. Çok küçük bir umut olduğunu biliyordu genç cadı ama onlardan başka tutunacak neyi kalmıştı ki sanki? Bir erkek kardeş istememesinin sebebi de ailesi tarafından kız olduğu sebebiyle hor görülmesiydi. Babasının kendisine sadece para ve yer israfı, doğurgan bir sürtük olarak baktığından emindi Karina. Tecavüz olayını onlara anlatamamasının sebebi buydu belki de. Kendi rızasıyla o olayın gerçekleştiğini düşünmelerini istemiyordu, bir kere onlara güvenmiyordu. Onların evinde kalmayı hak edecek kadar saf değilse, neden sokağa atılmasındı ki? Normalde olması gereken yere yani... Böylece istediği kişi ile yatıp kalkabilirdi onlara göre, en başından beri bir utanç kaynağı olduğundan dolayı da umursamazlardı herhalde bu durumu. Oysa genç kız onların gözüne girebilmek için hep en iyi olmaya çabalamıştı. Gerek derslerinde düşük notlardan, gerek davranışlarında aşırılıktan ve haşarılıktan kaçınmıştı. Bir gün babasının işten döneceği gün kendisini kucağına alacağı günün özlemiyle yaşamıştı. Şimdi ise çoktan kucağa alma yaşını geçmişti Karina. Herhalde biraz uğraşsa kendisi babasını kaldırabilirdi. Biraz kol kaslarına çalışırsa pekâlâ becerebilirdi bunu. Artık bir baba-kız ilişkilerinin olması için çok geç kaldıklarını biliyordu zaten, bundan sonra sadece ilk kimin toprak altına gireceğinin belirlenmesi gerekiyordu. Sonrasında ikisinin de yaşadığı bu zulüm sonra ererdi. Tabii babasından sonra annesi de vardı sırada genç cadı için. Onlardan kurtulup, özgürlüğe kavuşacağı günü bu kadar büyük bir heyecanla beklememesi gerekirdi aslında. Öyle davranmıyor olsalar da onlar Karina’nın ailesiydi, onlar olmasaydı en başından bugün kendisi de olmazdı. Belki de olmaması çok daha iyi olurdu…

    Oğlanın göğsüne koyduğu kafasını ve ellerini çektikten sonra belini dikleştirdi ve Gwindor ile yüzlerinin arasına en az yarım metre mesafe koydu. Koltukta oturması gereken köşeye doğru çekilmek istediği kadar istemiyordu da aslında. Ama şimdiden çok öteye geçmiş olduğunu hissedebiliyordu. Oğlan sırf kibar olmak için kızın ona sarılmasını kabul etmiş olmalıydı. Hatta kibarlığı bırak sadece Nienna’nın hatırı için bile olabilirdi bu. Karina başını dikleştirip, saçlarını iki yandan kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Önüne düşen perçemini de gözünün önünden çektikten sonra, ciddi bir tavır takınmaya çalıştı. “Ben…” Çatallanan sesinden rahatsız olarak boğazını temizledi. Bu sırada kendisine olan cesareti ve duyduğu güveni fazlasıyla yerine gelmişti. “Ben şimdi iyiyim. Yanımda bulunduğun için teşekkür ederim. Bu kadar bencil olmamalıyım... Seni tutmamam lazımdı, daha Nienna’yı bulman gerekiyordu.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gwindor Elenasse



Mesaj Sayısı : 2088
Kan Durumu : .

MesajKonu: Geri: Kompartıman 13   Paz Haz. 10, 2012 10:16 pm

Buz devleri hakkında yaptığı espriye Nienna olsa gülerdi. Yani herhangi bir kuzeyli de gülerdi buna. Karina nereliydi ki? İspanyol olduğunu hatırlıyordu genç büyücü. Sıcak ülkeler… Aslında onların da esprilere gülmeleri gerekirdi, değil mi? Esprinin komik olduğunu düşünmüştü Gwindor. Genelde komik espriler filan yaptığını düşünürdü, güldürdüğü insan sayısına bakılırsa. Belki de sadece Gwindor bozulmasın diye gülüyorlardı. Ya da sadece gülüyorlardı işte. Beklediği tepkinin bu olmadığını biliyordu en azından genç büyücü. Kızın düşünceli hallerini izlerken kendisi de saçma sapan düşüncelere doğru gidiyordu, aslında düşünmemesi bile gereken. Sadece ihtiyacı olduğu için ona yakın davranmıştı Karina. Büyükannesinin ölümü onu duygusal anlamda dengesizleştirmişti ve yanında her kim olursa olsun, en büyük düşmanı bile, gidip ona sarılırdı. Bunda bir şey aramamalıydı Gwindor. Ümitlenmemeli, olduğu gibi, sadece hayal etmeye devam etmeliydi. Zaten önünde iki sene kadar kısa bir süre kalmıştı. Ondan sonra kızı bir daha belki de hiç görmeyecekti. Her ikisi de memleketine gidecekti belki de. Birbirlerinden zilyon kilometre uzaklıkta yaşayacak ve ölümlerinden bile haberleri olmayacaktı. İlk Gwindor ölürse, Karina cenazeye gelirdi, Nienna’nın yanında olmak için ama Karina ilk ölecek olsa? Gwindor’un haberi bile olmazdı bundan. Böyle bir şeyi düşünmek istemiyordu. Sevdiklerinin ölümünü izlemek istemiyordu. İlk giden olmak istiyordu. Ellerinin titrediğini fark edip hafifçe kızın etrafından çekti. Ama bunu yaptığına da pişman olmuştu birkaç saniye sonra.

Kendisinden neredeyse bir metre kadar uzaklaşmış, sanki iğrenç bir şey yapmışlar, sanki Gwindor sokakta yaşayan, dilencinin birisiymiş gibi yüzüne bakmaya tahammül bile edemiyormuş gibiydi Karina. Bir saniye önce kollarının arasındaydı ve şimdi sanki bir el yakasından tutup almış ve kilometrelerce öteye götürmüş gibiydi. Resmen dağılmış olduğunu hissediyordu genç büyücü. Ağabeyi Finrod’un karnına attığı her yumrukta nefesinin kesiliyor oluşu gibiydi ama kendisi için yaşama tutunma isteği de yaratıyordu bu. Karina’dan böyle bir yumruk beklemiyordu Gwindor. Hata… Büyük bir hataydı… Sonsuza dek mutlu olmak diye bir şey mi vardı yani? Yoktu. Olduğunu düşünmesi bile ne kadar salak olduğunu ortaya çıkartıyordu. Midesine yediği yumruklar yetmezmiş gibi şimdi de düşmeye başlamıştı. Karina’nın etrafına sardığı kolları bu düşüşten kurtarırdı kendisini ama ne kollarını kaldıracak kuvveti bulabiliyordu kendisinde, ne de Karina vardı, tutunacak. Yutkunurken kurumuş boğazının yandığını hissetti. “Önemli değil,” diye mırıldandı, gözlerini önünde birleştirdiği ellerine indirdiğinde. Sesi öyle zayıftı ki sadece köpekler duyabilirdi herhalde, bir de yarasalar. Ne zaman ihtiyacın olursa, yanında olurum, demek istiyordu ama bunu söylemek kendisini zayıf duruma düşürecekti. Zayıf değildi. Tamam, az önce kedisinin ölümünü düşünürken ağlamış olabilirdi ama bu zayıf değil duyarlı olduğunu gösterirdi. Değil mi? İlk önce parmaklarını hareket ettirip koltuğun derisinin üzerinde zayıf birkaç hareket yaptı, gidebileceğini anlamak için. Karina, gitmesini istiyordu. Niye kendisi gibi birisini yanında isteyecekti ki? İstemezdi. Bunu anlaması biraz geç olsa da sonunda anlamıştı. Daha fazla düşünmesi gerekmeyecekti. Gitmesi gerekiyordu ve gidecekti işte.

Kızın ayaklarının altında uykusuna devam eden kediye baktı Gwindor, ortalıkta görünmüyordu. Karina’ya kendisinden daha yakın olduğu için nefret edebilirdi kediden. “Şey, madem kovuyorsun… Yani gitmemi istiyorsun… Yani gitmem gerekiyor… Sanırım.” Koltuktan destek alarak kalkarken derin bir nefes aldı genç büyücü. Alıştığı kendi kokusunun yanında kızın kıyafetlerine sinen kokusunu da içine çekmişti. Bu koku birkaç saat boyunca acı çekmesine neden olabilirdi. Sırtını dikleştirdikten sonra kızın önüne gitti ama ona bakmaya çekiniyordu. Hadi acele et, filan demesi yerin dibine girmesine yeterdi. Eğilip eşyaların içinde gözden kaybol olan Thor’u aramaya başladı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kompartıman 13
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Sihir Dünyası - İngiltere :: King's Cross Tren İstasyonu :: Hogwarts Ekspresi-
Buraya geçin: